İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'da geniş çaplı yıkım operasyonları düzenleyerek yüzlerce Filistinliyi yerinden etti. Orta Doğu Gözü'nün (Middle East Eye) haberine göre, özellikle Masafer Yatta bölgesinde yoğunlaşan yıkımlar sonucu çok sayıda ev ve tarımsal yapı kullanılamaz hale geldi. Filistinli aileler, uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilen bu uygulamalarla evlerini terk etmek zorunda kaldı. İsrail yönetimi, yıkımları güvenlik gerekçeleriyle savunurken, insan hakları örgütleri bunun bir yerinden etme politikası olduğunu vurguluyor.
Yıkımların Arka Planı ve Masafer Yatta
Masafer Yatta, Batı Şeria'nın güneyindeki Hebron (El Halil) kentinin güneyinde yer alan, çoğunlukla mağaralarda ve küçük tarım arazilerinde yaşayan Filistinli toplulukların bulunduğu bir bölge. İsrail, 1980'lerden bu yana bölgeyi askeri tatbikat alanı ilan etmiş durumda. Bu nedenle buradaki Filistin köylerinin yıkımı onlarca yıldır gündemde. Son dalgada, İsrail ordusu buldozerlerle çok sayıda konutu, hayvan barınağını ve su kuyusunu yıktı. Yerinden edilen ailelerin bir kısmı yakın köylerdeki akrabalarının yanına sığındı, bir kısmı ise açık alanda çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in işgal altındaki topraklarda yaptığı bu tür yıkımları Cenevre Sözleşmesi'ne aykırı buluyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, son yıkımları kınayarak İsrail'i uluslararası hukuka uymaya çağırdı. Avrupa Birliği de yaptığı açıklamada, Filistinli sivillere yönelik zorla yerinden etme politikalarının kabul edilemez olduğunu belirtti. Ancak İsrail, bu eleştirileri reddederek yıkımların yasadışı inşaatlara karşı yürütülen operasyonların bir parçası olduğunu iddia ediyor.
Filistinli yetkililer ise bu yıkımların sistematik bir şekilde Filistin varlığını silmeye yönelik olduğunu söylüyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı, olayı 'etnik temizlik' olarak nitelendirerek uluslararası mahkemelere başvuru yapılacağını duyurdu. Bölgedeki insan hakları grupları, yıkımların sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik bir yıkım anlamına geldiğini, çünkü tarım ve hayvancılıkla geçinen bu toplulukların geçim kaynaklarını da kaybettiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki yıkım dalgası, Orta Doğu barış sürecini derinden sarsıyor. İsrail'in yeni hükümetinin daha sağcı politikalar izlemesi ve yerleşim yerlerini genişletme kararları, iki devletli çözüm ihtimalini giderek zayıflatıyor. ABD yönetimi, her ne kadar İsrail'e desteğini sürdürse de, bazı Demokrat kanattan isimler yıkımlara tepki gösteriyor. Bu durum, Washington'un bölgedeki arabuluculuk rolünü de zorlaştırıyor.
Öte yandan, Arap ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'in eylemlerini kınayan açıklamalar yapıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme anlaşmalarını askıya alma sinyali verdi. Bu gelişmeler, bölgesel istikrarı daha da kırılgan hale getiriyor. Avrupa ülkeleri ise yıkımları insan hakları ihlali olarak nitelendirip yaptırım tartışmalarını gündeme getirdi.
Masafer Yatta'daki durum, aslında yıllardır süren bir hukuk mücadelesinin son perdesi. İsrail Yüksek Mahkemesi, 2022'de bölgedeki Filistinlilerin tahliyesine karar vermişti. O zamandan beri aralıklarla yıkımlar devam ediyor. Filistinliler, karara itiraz ederek uluslararası platformlarda hak arayışını sürdürüyor. Ancak İsrail'in bu kararı uygulamakta kararlı olduğu görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, Batı Şeria'daki yıkımları yakından takip ediyor. Bu tür eylemler, Türkiye'nin uluslararası platformlarda İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkarıyor ve Ankara'nın Filistin yanlısı politikasını güçlendiriyor. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik girişimlerini ve enerji koridorları projelerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, insani yardım ve siyasi destek yoluyla Filistinlilerin yanında olduğunu göstermeye devam edecektir.