İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yürüttüğü yıkım kampanyası, bölgenin tarımsal kalbi olarak bilinen El-Bak'a bölgesine ulaştı. Filistinlilere ait tarım arazileri, İsrail yerleşimci şiddeti ve genişleme politikaları sonucu tahrip ediliyor. Yerel kaynaklara göre, son haftalarda yüzlerce dönüm zeytinlik ve sebze bahçesi buldozerlerle yok edildi. Bu saldırılar, İsrail'in Batı Şeria'nın A Bölgesi'ne yönelik ilk geniş çaplı müdahalesi olarak kayda geçti.
Yıkımın Arka Planı ve A Bölgesi İhlali
Batı Şeria, Oslo Anlaşmaları uyarınca A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. A Bölgesi, tamamen Filistin yönetiminin sivil ve güvenlik kontrolü altında olan alanları kapsıyor. Ancak İsrail ordusu, son aylarda bu statüyü hiçe sayarak A Bölgesi'ne sık sık baskınlar düzenliyor ve yerleşimci saldırılarına göz yumuyor. El-Bak'a, verimli toprakları ve su kaynaklarıyla Batı Şeria'nın sebze ve meyve ihtiyacının önemli bir kısmını karşılıyor. Bölgenin tahrip edilmesi, Filistin ekonomisini doğrudan vurmayı ve yerleşimci genişlemesini kolaylaştırmayı amaçlıyor.
İsrail hükümeti, yerleşimci şiddetini genellikle "aşırılık yanlısı unsurlar" olarak nitelendirse de, uluslararası gözlemciler bu saldırıların sistematik bir devlet politikası olduğunu belirtiyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, son raporlarında İsrail'in yerleşimci şiddetini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmediğini vurguladı. Filistin Tarım Bakanlığı verilerine göre, 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 10 binden fazla zeytin ağacı kesildi veya yakıldı. Bu, binlerce ailenin geçim kaynağını yok etti.
Uluslararası hukuk, işgal altındaki topraklarda yerleşim inşasını ve doğal kaynakların tahribini yasaklıyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi, işgalci gücün kendi nüfusunu işgal ettiği topraklara transfer etmesini açıkça yasaklar. Ancak İsrail, bu hükümleri tanımadığını defalarca beyan etti. Avrupa Birliği ve ABD, yerleşim faaliyetlerini kınamakla birlikte, somut yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. Bu tutum, İsrail'in cezasız kalacağı algısını güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Batı Şeria'daki tarım arazilerinin yok edilmesi, sadece Filistin ekonomisini değil, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ürdün, Batı Şeria ile uzun bir sınıra sahip ve Filistin topraklarındaki istikrarsızlık doğrudan Ürdün'ü etkiliyor. Mısır ve Ürdün gibi ülkeler, İsrail'in tek taraflı eylemlerinin iki devletli çözümü imkansızlaştırdığı uyarısında bulunuyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ise normalleşme anlaşmalarını askıya alma sinyali veriyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki eylemlerini soruşturma kapsamını genişletti. Savcılık, yerleşimci şiddetini savaş suçu olarak değerlendirebileceğini açıkladı. Ancak İsrail, mahkemenin yargı yetkisini tanımadığını yineliyor. Bu durum, uluslararası hukukun uygulanabilirliği konusunda ciddi bir kriz yaratıyor.
Filistin yönetimi, konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıma hazırlığında. Ancak ABD'nin veto yetkisi, etkili bir karar çıkmasını engelleyebilir. Buna karşın, Uluslararası Adalet Divanı'nda görülen danışma görüşü davası, İsrail'in işgal politikalarını hukuki açıdan sorguluyor. Kararın 2024 sonunda açıklanması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır dış politikasının merkezine yerleştirmiş bir ülke. Batı Şeria'daki tarım arazilerinin yok edilmesi, Ankara'nın bölgedeki insani krize yönelik endişelerini artırıyor. Türkiye, İsrail'in yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapmakla birlikte, somut yaptırım konusunda Batılı müttefikleriyle ortak hareket etmekte zorlanıyor. Öte yandan, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki enerji ve ticaret hatları için risk oluşturuyor. Filistinli mültecilerin olası yeni dalgası, Türkiye'nin zaten yüklü olan mülteci politikasını daha da zorlayabilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik girişimlerini yoğunlaştırarak İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM platformlarında konuyu gündemde tutmaya çalışıyor.