İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’nın tarihi Filistin bölgelerinde geniş çaplı toprak kamulaştırma planları hazırladığı gerekçesiyle, arkeolojiyi bir meşrulaştırma aracı olarak kullanmakla suçlanıyor. Filistinli yetkililer ve uluslararası hukuk uzmanları, bu hamlenin bölgedeki demografik yapıyı değiştirmeye yönelik sistematik bir çabanın parçası olduğunu belirtiyor. İsrail’in eski eserler bölgesi olarak ilan ettiği alanlarda yürüttüğü kazılar ve koruma çalışmaları, eleştirmenlere göre, Filistinlilerin toprak haklarını görmezden gelen bir siyasi gündemi örtbas ediyor. Planlanan kamulaştırmaların, bölgedeki Filistin köylerini ve tarım arazilerini doğrudan etkileyeceği ifade ediliyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail’in sivil idaresine bağlı birimler tarafından yürütülen plan, Batı Şeria’nın Eriha ve El-Halil bölgelerindeki yaklaşık 2 bin dönümlük arazinin “arkeolojik sit alanı” olarak tescil edilmesini öngörüyor. Bu statü, toprakların Filistinliler tarafından kullanılmasını yasaklıyor ve İsrail’in bölgede izinsiz kazı yapma yetkisini genişletiyor. Filistin Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bu adımın “kültürel soykırım” anlamına geldiği ve İsrail’in arkeolojiyi siyasi amaçlı kullandığı vurgulandı.
Uzmanlar, İsrail’in bu yöntemi daha önce de kullandığını hatırlatıyor. Özellikle 1967’den bu yana işgal altındaki bölgelerde yürütülen kazılar, Yahudi tarihinin izlerini ön plana çıkarırken, İslam ve Hristiyan mirasına ait kalıntıların ihmal edildiği eleştirilerine yol açıyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) defalarca bu tür uygulamaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu bildirdi, ancak İsrail bu kararları tanımıyor.
Kamulaştırma planları, Batı Şeria’daki yerleşimci hareketinin genişlemesiyle de bağlantılı. İsrail’in aşırı sağcı hükümeti, yeni yerleşim birimleri kurmak için uygun zemin hazırlamak amacıyla arkeolojik alanları kullanıyor. Bu bölgelerde yapılan kazılarda çıkan eserler, İsrail’in tarihi iddialarını güçlendirmek için propaganda malzemesi olarak da kullanılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria’daki bu gelişme, uluslararası toplumun Filistin sorununa bakışını yeniden gündeme getiriyor. ABD ve Avrupa Birliği, İsrail’in tek taraflı adımlarını eleştirse de, somut bir yaptırım uygulamıyor. Bu durum, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ederek toprak genişletme politikasını sürdürmesine zemin hazırlıyor.
Filistin tarafında ise bu planlar, zaten gergin olan güvenlik ortamını daha da kötüleştiriyor. Filistin Yönetimi, uluslararası mahkemelere başvurma ve Arap Birliği’ni harekete geçirme çağrısı yapıyor. Bölgedeki gözlemciler, bu tür adımların iki devletli çözümü fiilen imkânsız hale getirdiğini ve yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını destekleyen politikalarıyla biliniyor. Bu gelişme, Türkiye’nin İsrail’e yönelik eleştirilerini güçlendirmesine ve uluslararası platformlarda Filistin’in yanında yer almasına neden olabilir. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlığın artması, Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenlik çıkarlarını ve mülteci yükünü etkileyebilir. Türkiye’nin, İsrail’in bu tür tek taraflı adımlarına karşı diplomatik girişimlerini artırması ve Filistinlilere destek vermesi beklenir. Bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin İslam dünyasındaki liderlik rolünü de güçlendirebilir.