İsrail ordusunda askerlikten kaçanların sayısı, 2026 yılının başında yaklaşık 75 bin iken, bugün 110 bin civarına yükseldi. İsrail kamu yayıncısı Kan'ın Pazar akşamı duyurduğu habere göre, bu artış on binlerce kişiye askerlik çağrı emrinin (celp) aktive edilmesinin ardından gerçekleşti. Söz konusu kişiler, askerlik hizmetinden kaçmakla sınıflandırılanlar arasında yer alıyor. Bu gelişme, İsrail'de uzun süredir tartışılan askerlik yükümlülüğü ve özellikle ultra-Ortodoks Yahudi toplumu (Haredi) ile ilişkili askerlik muafiyetleri konusundaki gerilimi yeniden gündeme getiriyor.
Askerlikten Kaçıştaki Artışın Arka Planı
İsrail'de askerlik hizmeti, ülkenin güvenlik politikalarının temel taşlarından biri olarak görülüyor. Ancak son yıllarda, özellikle Haredi toplumuna yönelik askerlik muafiyetleri ve bu muafiyetlerin kapsamı, koalisyon hükümetleri içinde ciddi tartışmalara yol açtı. 2026 başında 75 bin olan askerlikten kaçan kişi sayısının 110 bine çıkması, ordunun çağrı sistemini daha etkin kullanmaya başlamasıyla ilişkilendiriliyor. Kan'ın haberine göre, on binlerce kişiye gönderilen celp emirleri, bu kişilerin kayıt altına alınmasını ve askerlikten kaçanlar listesine eklenmesini sağladı. Bu durum, İsrail toplumunda askerlik yükümlülüğünün adil dağılımı konusundaki hassasiyeti artırıyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), uzun süredir personel sıkıntısı çekiyor ve özellikle yedek askerlerin yükü son dönemde artmış durumda. Çağrı emirlerinin artırılması, ordunun operasyonel kapasitesini koruma çabası olarak yorumlanıyor. Ancak bu adım, askerlikten kaçanların sayısını da ortaya çıkardı. Uzmanlar, kayıt dışı kalan kişilerin sisteme dahil edilmesiyle birlikte gerçek rakamların daha görünür hale geldiğini belirtiyor. Öte yandan, Haredi toplumunun liderleri, yeshiva (dini okul) öğrencilerinin askerlikten muaf tutulması gerektiğini savunuyor ve bu konuda siyasi baskı uyguluyor. Koalisyon hükümeti içindeki dini partiler, muafiyetlerin korunması için çaba harcıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'deki bu gelişme, ülkenin iç güvenlik ve toplumsal dinamikleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Askerlik yükümlülüğü, İsrail toplumunda vatandaşlık görevi ve kolektif güvenlik bilincinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak muafiyetler ve kaçışlar, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilir. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrası dönemde artan güvenlik tehditleri, ordunun insan gücü ihtiyacını daha da kritik hale getirdi. Bu nedenle, askerlikten kaçanların sayısındaki artış, sadece bir iç mesele değil, aynı zamanda İsrail'in caydırıcılık kapasitesini ve bölgesel güvenlik denklemlerini de etkileyebilecek bir faktör.
Bölgesel olarak, İsrail'in askeri gücü, Orta Doğu'daki güç dengesini doğrudan etkiliyor. İran, Hizbullah ve Hamas gibi aktörlerle süregelen gerilimler, İsrail'in askeri hazırlık düzeyini sürekli yüksek tutmasını gerektiriyor. Askerlikten kaçışlardaki artış, ordunun etkinliğini sorgulatabilir ve düşmanlarına karşı bir zayıflık işareti olarak algılanabilir. Ayrıca, ABD ve diğer Batılı müttefikler, İsrail'in güvenliğine verdikleri önemi vurgularken, iç toplumsal uyumun da önemli olduğunu hatırlatıyor. Uluslararası kamuoyunda, İsrail'in askerlik politikaları ve muafiyetler konusundaki tartışmalar, ülkenin demokratik yapısı ve insan hakları sicili bağlamında da ele alınıyor.
Küresel ölçekte, birçok ülke askerlik sistemlerini gözden geçirirken, İsrail örneği, zorunlu askerlik uygulamalarının toplumsal kabulü ve adaleti konusunda dersler sunuyor. Avrupa'da da bazı ülkeler zorunlu askerliği yeniden gündeme getirirken, İsrail'deki bu tartışma, benzer sorunlarla karşılaşabilecek ülkeler için bir vaka çalışması niteliğinde. Ayrıca, İsrail ekonomisi üzerinde de etkileri olabilir: askerlikten kaçanların kayıt altına alınması, iş gücü piyasasında ve vergi sisteminde yeni düzenlemeleri gerektirebilir. Uzun vadede, bu durum İsrail'in sosyal dokusunu ve siyasi istikrarını şekillendirecek bir faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'de askerlikten kaçanların sayısındaki artış, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da, bölgesel güvenlik dengesi açısından dolaylı etkileri olabilir. Türkiye, Orta Doğu'da istikrarın korunmasına önem veriyor ve İsrail'in iç toplumsal dinamikleri, bölgedeki askeri dengeyi etkileyebilir. Askerlik yükümlülüğündeki aksaklıklar, İsrail'in operasyonel kapasitesini sınırlayabilir ve bu durum, Türkiye'nin bölgesel politikalarında dikkate alacağı bir faktör haline gelebilir. Ayrıca, Türkiye kendi savunma reformları ve zorunlu askerlik tartışmaları bağlamında, İsrail örneğinden çıkarımlar yapabilir. Ancak gelişme, Türkiye'nin doğrudan güvenliğini tehdit eden bir nitelik taşımıyor; daha çok bölgesel istikrar ve askeri denge üzerinden izlenmesi gereken bir konu.