İsrail hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında imzalanan kapsamlı barış anlaşmasına rağmen, Lübnan'ın güneyinde ve Gazze Şeridi'nde askeri varlığını sürdüreceğini duyurdu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan yazılı açıklamada, "Anlaşma metni İsrail'in güvenlik kaygılarını yeterince yansıtmamaktadır. Bu nedenle, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kuzey ve güney sınırlarımızda gerekli gördüğü tüm bölgelerde konuşlanmaya devam edecektir" ifadeleri kullanıldı. Karar, Tel Aviv'de anlaşmanın Tahran'a aşırı tavizler verdiği yönündeki yaygın eleştirilerin gölgesinde alındı.
Anlaşma ve İsrail'deki memnuniyetsizlik
ABD ile İran arasında, Umman'ın arabuluculuğunda Viyana'da yürütülen müzakerelerin ardından geçen hafta imzalanan anlaşma, İran'ın nükleer programının kısıtlanması karşılığında ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını öngörüyor. Ancak anlaşma metninde İran'ın bölgesel milis güçleriyle bağları ve balistik füze programına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Bu durum, İsrail'de geniş bir siyasi yelpazede tepkiyle karşılandı. Muhalefet lideri Yair Lapid, anlaşmayı "tarihi bir hata" olarak nitelendirirken, koalisyon hükümetinin aşırı sağcı kanadı Netanyahu'yu anlaşmaya karşı çıkmamakla suçluyor. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Batı Şeria'da düzenlenen protestolarda yüzlerce İsrailli, "İran'a güvenilmez" sloganlarıyla sokağa çıktı.
İsrail'in güvenlik çevrelerine göre, anlaşma İran'ın nükleer silah elde etmesini bir süreliğine geciktirse de, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlamakta yetersiz kalıyor. Özellikle Lübnan Hizbullahı'na sağlanan silah ve finansman akışının sürmesi, İsrail için en büyük tehdit olarak değerlendiriliyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, yaptığı kapalı oturumda, "Lübnan sınırında tam operasyonel hazırlık halindeyiz. Gerekirse kara harekâtı dahil tüm seçenekler masadadır" ifadelerini kullandı. İsrail'in Lübnan'da işgal ettiği bölgelerde kalma kararı, 2006 Savaşı'ndan bu yana en geniş kapsamlı askeri angajmanı temsil ediyor. Gazze'de ise 2023 savaşının ardından tampon bölge oluşturan İsrail, bu bölgeyi daraltma niyetinde olmadığını sinyalini veriyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail'in bu kararı, ABD-İran anlaşmasını Ortadoğu'da istikrarın temel taşı olarak gören Washington yönetiminde rahatsızlık yarattı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, yaptığı basın açıklamasında, "Anlaşma tüm tarafların güvenliğini artırmayı hedefliyor. Tek taraflı askeri adımlar bu amaca zarar verir" diyerek İsrail'e dolaylı uyarıda bulundu. Avrupa Birliği ise İsrail'in askeri varlığını sürdürmesini "uluslararası hukuka aykırı" olarak nitelendirdi ve derhal geri çekilme çağrısı yaptı.
Bölgesel düzeyde, İran'ın müttefiki Hizbullah, İsrail'in Lübnan'daki varlığına karşı koyma tehdidini yineledi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, bir televizyon konuşmasında, "İsrail işgalci bir güç olarak kalmaya devam ederse, direnişimiz her zamankinden daha güçlü olacak" dedi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise anlaşmayı memnuniyetle karşılamakla birlikte, İsrail'in tavrının bölgesel gerilimi tırmandırabileceğinden endişe ediyor. Bu ülkeler, İran'ın nükleer programının frenlenmesinin kendi güvenlikleri için kritik olduğunu düşünüyor, ancak İsrail'in askeri hamlelerinin İran'ı yeniden agresif bir politikaya itebileceğinden çekiniyor.
BM Güvenlik Konseyi'nde konuyla ilgili acil oturum talepleri gündeme gelirken, Rusya ve Çin'in İsrail karşıtı bir karar tasarısını destekleyebileceği konuşuluyor. Ancak ABD'nin veto yetkisi, yaptırım içeren bir kararın çıkmasını engelliyor. Diplomatik kaynaklar, İsrail ile ABD arasında bu konuda ciddi bir görüş ayrılığı yaşandığını, ancak iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın bu krizi aşabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in bu kararı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplamalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, bir yandan İran ile enerji ve ticaret bağlarını geliştirirken, diğer yandan İsrail ile son yıllarda normalleşme adımları atıyor. İsrail'in Lübnan ve Gazze'de kalıcı askeri varlığı, Doğu Akdeniz'deki güç dengelerini değiştirebilir ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji faaliyetlerini tehdit edebilir. Ayrıca, İsrail'in bu tutumu, Ankara'nın Filistin politikası açısından da sorun teşkil ediyor; Türkiye, iki devletli çözümü savunurken, İsrail'in sahadaki fiili durumu çözümü daha da zorlaştırıyor. Türkiye'nin, hem ABD hem de İran ile dengeli bir ilişki sürdürme çabası, İsrail faktörü nedeniyle daha karmaşık hale gelebilir. Kısacası, bu gelişme Türk dış politikasının bölgedeki manevra alanını daraltma potansiyeli taşıyor.