İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik uyguladığı kapsamlı abluka, bölgedeki sağlık krizini derinleştiriyor. Gazze Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, binlerce ampüte hasta, abluka nedeniyle hayati önem taşıyan tıbbi tedaviye ve protez hizmetlerine erişemiyor. Özellikle son aylarda artan saldırılar sonucu uzuvlarını kaybeden sivillerin sayısındaki artış, sağlık sisteminin zaten kırılgan olan altyapısını daha da zorluyor. Bakanlık, yeterli tıbbi malzeme ve uzman personel bulunmadığını, ayrıca yurt dışına tedaviye gitmesi gereken hastalarınRefah Sınır Kapısı'ndan çıkışına izin verilmediğini belirtiyor.
Abluka altında sağlık hizmetleri felç oldu
İsrail, 2007'den bu yana Gazze'ye yönelik kara, deniz ve hava ablukası uyguluyor. Son dönemde abluka, neredeyse tamamen kapatma noktasına geldi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, Gazze'deki hastanelerin çoğu ya hasar gördü ya da yetersiz kaynak nedeniyle kısmi hizmet verebiliyor. Ampütasyon vakalarında ameliyat sonrası bakım, enfeksiyon kontrolü ve protez uygulamaları için gerekli malzemelerin bölgeye girişi engelleniyor. Bu durum, hastaların hayatını doğrudan tehdit ediyor; birçok ampüte, uygun bakım olmadığı için ikincil komplikasyonlar yaşıyor.
Gazze Sağlık Bakanlığı yetkilileri, saldırılarda yaralanan ve uzuvlarını kaybeden kişi sayısının binlerce olduğunu, bunların önemli bir kısmının çocuk olduğunu vurguluyor. Çocuk hastalar için özel protez ve rehabilitasyon hizmetleri sunan merkezlerin neredeyse tamamen kapalı olduğu belirtiliyor. Ayrıca, yeterli anestezi ve ağrı kesici ilaç bulunamaması nedeniyle ameliyatların ertelendiği veya ilkel koşullarda yapıldığı ifade ediliyor.
Uluslararası yardım kuruluşları, Gazze'ye insani yardım girişinin sistematik olarak engellendiğini, bunun da temel ilaç ve tıbbi ekipman sıkıntısını had safhaya çıkardığını belirtiyor. Sınır kapılarının kapalı olması, yaralıların Mısır veya İsrail'deki hastanelere sevk edilmesini de imkânsız kılıyor. Bu koşullar altında, ampüte hastaların yaşam kalitesi ciddi şekilde düşüyor ve ölüm riski artıyor.
Uluslararası toplumun tepkisi ve çağrılar
Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, İsrail'in abluka politikasını uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor ve derhal kaldırılması çağrısında bulunuyor. DSÖ, Gazze'deki sağlık sisteminin çökme noktasında olduğunu, acil tıbbi tahliyelerin ve malzeme girişinin sağlanması gerektiğini defalarca dile getirdi. Ancak şu ana kadar somut bir adım atılmış değil. Mısır ve Katar gibi arabulucu ülkeler, insani ateşkes ve yardım koridoru için çaba harcasa da, İsrail'in güvenlik gerekçeleriyle bu girişimler sonuçsuz kalıyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, taraflara savaş hukuku çerçevesinde sağlık hizmetlerine erişimin garanti edilmesi çağrısında bulunuyor. Ancak sahada durum giderek kötüleşiyor. Gazze'deki doktorlar, elektrik kesintileri nedeniyle ameliyathanelerin çoğu zaman çalışamadığını, jeneratör yakıtı bulmakta zorlandıklarını anlatıyor. Bu koşullar, ampütasyon sonrası enfeksiyon riskini artırıyor ve hastaların hayatta kalma şansını azaltıyor.
Uzmanlar, ablukanın sadece fiziksel sağlık değil, aynı zamanda ruh sağlığı üzerinde de yıkıcı etkileri olduğunu vurguluyor. Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan ampüte hastalar, rehabilitasyon hizmetlerine erişemedikleri için uzun vadeli psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle çocuklar, hem fiziksel hem de duygusal olarak ağır bir yük taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize karşı en aktif diplomatik girişimlerde bulunan ülkelerden biri. Abluka ve sağlık hizmetlerine erişim engeli, Türkiye'nin bölgedeki insani diplomasi çabalarını doğrudan etkiliyor. Türk hükümeti, uluslararası platformlarda İsrail'in ablukasını kınayarak, yardımların kesintisiz ulaştırılması için çağrı yapıyor. Ayrıca Türkiye, Gazze'ye tıbbi malzeme ve sağlık personeli gönderme konusunda çaba sarf ediyor, ancak İsrail'in kısıtlamaları bu yardımların etkinliğini azaltıyor. Bu durum, Türkiye'nin Orta Doğu'daki arabuluculuk rolünü zayıflatırken, aynı zamanda Filistin davasına verdiği desteğin somut sonuçlar doğurmasını da engelliyor. Bölgesel istikrar açısından, ablukanın sürmesi Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırıyor ve mülteci akınını tetikleme riski taşıyor.