İspanya'da aşırı sol partiler, 10 Kasım'da yapılacak genel seçimler öncesinde ortak bir seçim ittifakı kurma girişimlerinde başarısız oldu. Bölünme, Başbakan Pedro Sánchez'in iktidarda kalma ve sol koalisyonu sürdürme umutlarına darbe vurdu. Ülkenin siyasi tarihinde kritik bir dönemeç olarak görülen bu gelişme, solun oy tabanını parçalayarak sağ partilerin işini kolaylaştırabilir.
Solun bölünmesi: Podemos ve Birleşik Sol arasındaki anlaşmazlık
İspanya'da aşırı solun iki ana aktörü olan Podemos ile Birleşik Sol (Izquierda Unida) arasındaki müzakereler, seçimlere kısa bir süre kala çıkmaza girdi. Podemos lideri Pablo Iglesias, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Birleşik Sol ile yürütülen görüşmelerin olumlu sonuçlanmadığını duyurdu. Iglesias, "Farklı siyasi projelerimiz var ve bu seçimlerde ayrı yollardan gitme kararı aldık" diyerek bölünmeyi resmileştirdi. Birleşik Sol cephesinden yapılan açıklamada ise Podemos'un tutumunun işbirliğini zorlaştırdığı belirtildi.
Bu ayrılık, 2016 seçimlerinde birlikte hareket eden ve o dönemde önemli bir oy oranına ulaşan sol blokun dağılması anlamına geliyor. Podemos, 2015 ve 2016 seçimlerinde Birleşik Sol ile ittifak yaparak mecliste güçlü bir grup oluşturmuştu. Ancak son yıllarda artan gerilim ve liderlik tartışmaları, bu birliği sürdürülemez hale getirdi.
Seçim matematiği ve Sánchez için riskler
İspanya'da 10 Kasım'da yapılacak seçimler, Nisan ayında yapılan ve hükümet kurma çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığı seçimlerin tekrarı niteliğinde. Nisan seçimlerinde Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) birinci parti çıkmış ancak meclis çoğunluğunu sağlayamamıştı. Sánchez, aşırı solun desteğiyle azınlık hükümeti kurmayı hedefliyordu; ancak solun bölünmüş olması, bu desteği zora sokuyor.
Anketler, sol partilerin ayrı ayrı seçime girmesi halinde toplam oy oranlarının düşeceğini ve sağ partilerin, özellikle de Halk Partisi (PP) ile aşırı sağcı Vox'un milletvekili sayısını artırabileceğini gösteriyor. Seçim barajı olan yüzde 3'ü geçmekte zorlanabilecek küçük sol partiler, milletvekili çıkaramayabilir. Bu durum, PSOE'nin hükümet kurma şansını azaltıyor.
İspanya'da son yıllarda siyasi istikrarsızlık dikkat çekiyor. 2015'ten bu yana ülkede dört genel seçim yapıldı ve hiçbir seçimde tek başına iktidar çıkmadı. Koalisyon hükümetleri veya azınlık hükümetleri kurmak giderek zorlaşıyor. Bu durum, Katalonya bağımsızlık hareketi ve ekonomik sorunlarla boğuşan ülkede yeni bir siyasi krizin kapısını aralayabilir.
Avrupa ve bölgesel yansımalar
İspanya'daki sol bölünme, Avrupa genelinde sol siyasetin karşılaştığı zorlukların bir yansıması olarak görülüyor. Birçok Avrupa ülkesinde sosyal demokrat partiler, son yıllarda seçmen desteğini kaybediyor ve aşırı sağın yükselişi karşısında birleşik bir cephe oluşturmakta güçlük çekiyor. İspanya özelinde ise solun dağınık yapısı, ülkenin AB içindeki konumunu ve ekonomik politikalarını da etkileyebilir.
İspanya, AB'nin dördüncü büyük ekonomisi ve göç, iklim değişikliği gibi konularda önemli bir aktör. Siyasi belirsizlik, ülkenin AB içindeki karar alma süreçlerindeki etkinliğini azaltabilir. Ayrıca Katalonya sorunu, İspanya'nın iç siyasetini olduğu kadar AB ile ilişkilerini de yakından ilgilendiriyor. Solun zayıflaması, Katalan ayrılıkçı hareketine karşı tutumda da değişikliklere yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İspanya'daki sol bölünme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da Avrupa'daki siyasi dengeler açısından önem taşıyor. İspanya, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde zaman zaman destekleyici bir tutum sergileyen ülkelerden biriydi. Sánchez hükümeti, Türkiye ile diyalog kanallarını açık tutma yanlısı bir çizgideydi. Olası bir hükümet değişikliği veya siyasi istikrarsızlık, Türkiye-AB ilişkilerinde İspanya'nın rolünü etkileyebilir. Ayrıca İspanya, Akdeniz havzasında Türkiye ile ekonomik ve ticari ilişkileri olan bir ülke. Siyasi belirsizlik, bu ilişkilerin seyrini de etkileyebilir. Ancak Türkiye'nin dış politikası açısından asıl belirleyici faktör, AB'nin genel tutumu ve üye ülkeler arasındaki denge olmaya devam ediyor.