İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Ceuta'da yaşanan göçmen krizi, Avrupa Birliği ile Fas arasındaki ilişkileri gerginleştirirken, ABD eski Başkanı Donald Trump'ın 'işgal' uyarısı tartışmaları alevlendirdi. Fas'ın İspanya'ya yönelik göçmen akışını serbest bırakması sonucu binlerce kişi sınırı geçerek Ceuta'ya ulaştı. Bu durum, İspanya'nın sınır yönetimini sorgularken, Avrupa'nın göç politikasını da yeniden gündeme getirdi. Peki bu kaosun sorumlusu kim? İspanya mı, Fas mı, yoksa Avrupa Birliği'nin göç politikaları mı?
Gelişmenin arka planı
Fas polisinin sınır kontrolünü gevşetmesiyle birlikte, 17-18 Mayıs tarihlerinde yaklaşık 8.000 kişi yüzerek veya duvarları aşarak Ceuta'ya geçti. Bu sayı, İspanya hükümetine göre rekor düzeyde. Göçmenlerin büyük çoğunluğu Fas vatandaşı olup, ekonomik nedenlerle Avrupa'ya geçmeye çalışıyor. Ancak bu hareketliliğin arkasında siyasi bir mesaj olduğu yorumları yapılıyor. Fas, Batı Sahra sorunu ve İspanya'nın Polisario cephesine yönelik tutumu nedeniyle Madrid'e tepki gösteriyor. Fas Dışişleri Bakanı Nasser Bourita, sınır kontrolündeki gevşemenin 'göç politikalarıyla ilgisi olmadığını', ancak iki ülke arasındaki gerginliğin sonucu olduğunu ima etti.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Fas'ın bu davranışını 'şantaj' olarak nitelendirerek, göçmenleri derhal geri gönderme sözü verdi. Ordu, sınır bölgesine konuşlandırıldı ve gece boyunca binlerce göçmen Fas'a geri gönderildi. Ancak insan hakları örgütleri, geri göndermelerin hukuka aykırı olabileceği uyarısında bulundu. Ceuta'daki yetkililer, şehirdeki kapasitenin zorlandığını ve acil yardım çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyutu
Bu kriz, Avrupa Birliği'nin göç politikalarındaki derin bölünmeleri yeniden su yüzüne çıkardı. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İspanya'ya destek verirken, Fas'ı göçmenleri siyasi baskı aracı olarak kullanmakla suçladı. AB, Fas'a mali yardım sağlıyor ve bu yardımın göç kontrolü karşılığında yapıldığı biliniyor. Ancak Fas'ın bu hamlesi, AB'nin göç anlaşmalarının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Trump ise sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 'İspanya'nın sınırlarında bir işgal yaşandığını' ve Avrupa'nın göç konusunda daha sert önlemler alması gerektiğini söyledi. Trump'ın bu yorumu, Avrupa'daki aşırı sağ partilerin göç karşıtı söylemlerini güçlendirebilir.
Kriz aynı zamanda İspanya-Fas ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. İki ülke, ekonomik ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapıyor. Fas, İspanya'ya düzensiz göçü önleme konusunda yardımcı oluyor ve terörle mücadelede önemli bir ortak. Ancak Batı Sahra sorunu, iki ülke arasındaki en büyük anlaşmazlık noktası. İspanya'nın Polisario cephesinin lideri İbrahim Ghali'ye tıbbi tedavi imkanı sağlaması, Fas'ı kızdırmıştı. Bu olay, krizin fitilini ateşleyen faktörlerden biri olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, düzensiz göçle mücadelede benzer zorluklar yaşayan bir ülke olarak, bu krizden dersler çıkarabilir. Avrupa Birliği'nin göç konusunda üçüncü ülkelere mali yardım yaparak sorunu dışsallaştırmaya çalışması, Türkiye ile AB arasındaki 2016 göç anlaşmasını akla getiriyor. Bu tür anlaşmaların kırılganlığı, İspanya-Fas krizinde bir kez daha görüldü. Türkiye, sınır güvenliğini sağlarken ve göçmenleri yönetirken, uluslararası işbirliklerinin sürdürülebilirliğini de göz önünde bulundurmak zorunda. Ayrıca, göç konusunun siyasi bir baskı aracı olarak kullanılması, Türkiye'nin zaman zaman eleştirildiği bir durum. Bu nedenle, Türkiye'nin göç politikalarını uluslararası hukuka uygun, insancıl ve sürdürülebilir bir şekilde yürütmesi önem taşıyor.