İspanya, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarına yönelik en sert eleştirileri yönelten Avrupa ülkelerinden biri haline gelmiş durumda. Başbakan Pedro Sánchez yönetimi, İsrail’e silah satışını durdurma ve Filistin devletini tanıma gibi adımlarla dikkat çekerken, uzmanlar bu hamlelerin sembolik kaldığını ve kapsamlı bir yaptırım rejimine dönüşmediğini belirtiyor. Middle East Eye’ın analizine göre, İspanya’nın İsrail’e yönelik politikası ‘güçlü söylem, zayıf eylem’ olarak tanımlanabilir.
Arka plan: İspanya’nın değişen tutumu
İspanya, geleneksel olarak Filistin davasına yakın duran bir Avrupa ülkesi olarak biliniyor. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırıları ve ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik yoğun bombardımanı sonrası Sánchez hükümeti, uluslararası topluma İsrail’e karşı daha sert önlemler çağrısında bulundu. Mayıs 2024’te İspanya, Norveç ve İrlanda ile birlikte Filistin’i resmen tanıdı. Bu adım, İsrail’i kızdırdı ve iki ülke arasında diplomatik gerilime yol açtı. Ayrıca İspanya, İsrail’e silah ihracatını da durdurdu. Ancak bu yasağın kapsamı, sadece yeni ihracat lisanslarını kapsıyor; önceden verilmiş lisanslar kapsamındaki teslimatlar devam ediyor. İspanya’nın İsrail’e silah ihracatı miktarı, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla zaten düşüktü. 2022’de İspanya’nın İsrail’e silah satışı 1,6 milyon avro iken, bu rakam Almanya’da 200 milyon avroyu aşıyordu.
Bununla birlikte, İspanya’nın İsrail’e karşı en etkili yaptırımı, İsrail şirketlerinin İspanya limanlarını kullanmasını engellemeye yönelik önlemler olabilir. Ancak bu alanda da tam bir yasak yerine belirsiz bir düzenleme söz konusu. İspanya Dışişleri Bakanlığı, ‘uluslararası hukuka uygun hareket edilmesi’ gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: AB içinde yalnız mı?
İspanya’nın tutumu, Avrupa Birliği içinde yalnız olmadığını gösteriyor. İrlanda, Belçika ve Malta gibi ülkeler de benzer çizgide hareket ediyor. Ancak Almanya, Macaristan ve Çekya gibi ülkeler İsrail’e daha yakın duruyor. AB düzeyinde ortak bir yaptırım kararı çıkmış değil. İspanya’nın Filistin’i tanıması, AB içinde bölünmeye yol açtı; Almanya bunu ‘tek taraflı ve bölücü’ olarak nitelendirdi. İsrail ise İspanya’ya karşı misilleme olarak Batı Şeria’daki İspanyol konsolosluk hizmetlerini kısıtlama tehdidinde bulundu.
Uzmanlar, İspanya’nın İsrail’e yönelik politikasının büyük ölçüde iç siyasi dinamiklerden etkilendiğini belirtiyor. Sánchez’in koalisyon hükümeti, solcu Unidas Podemos ve Katalan ayrılıkçı partilerin desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu partiler İsrail’e karşı daha sert önlemler talep ediyor. Ancak İspanya’nın NATO üyesi olması ve ABD ile ilişkileri gibi stratejik faktörler, daha kapsamlı bir yaptırımın önünde engel teşkil ediyor. Ayrıca İspanya ekonomisinin İsrail ile ticari bağları tamamen koparması da kolay değil; 2023’te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 3 milyar avro civarındaydı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İspanya’nın İsrail’e yönelik politikaları, Türkiye’nin benzer çabalarıyla karşılaştırıldığında dikkat çekicidir. Türkiye de İsrail’e yönelik sert söylemler kullanmakta ancak ticari ilişkilerini sürdürmektedir. İspanya örneği, uluslararası politikada sembolik adımlar ile kapsamlı yaptırımlar arasındaki farkı göstermesi açısından önemlidir. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle İspanya ile ortak bir zeminde buluşsa da, iki ülkenin uygulamada benzer kısıtlamalarla karşı karşıya olduğu söylenebilir. Bu durum, Türkiye’nin dış politikasında söylem-eylem uyumu açısından bir ders niteliği taşımaktadır.