İspanya hükümeti, Fas'tan gelen binlerce göçmenin Ceuta'ya geçişine ilişkin istihbarat uyarılarının zamanında alınıp alınmadığı konusunda bakanlar arasında yaşanan çelişkili açıklamalarla sarsılıyor. İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska'nın krizden önce bilgi sahibi olmadığını savunmasına karşılık, Savunma Bakanı Margarita Robles'ın ordunun uyarılarının göz ardı edildiğini ima etmesi, hükümetin kriz yönetimindeki zafiyetini gözler önüne serdi. Mayıs 2021'de yaşanan bu olay, İspanya'da göç politikaları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi ve Başbakan Pedro Sánchez hükümetini iç siyasette zor durumda bıraktı. Mülteci hakları örgütleri ise, bu tür krizlerin asıl mağdurunun göçmenler olduğunu ve Avrupa'nın ortak göç politikası geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.
Kriz nasıl patlak verdi?
17 Mayıs 2021 sabahı, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta'nın sınırında beklenmedik bir kalabalık belirdi. Fas'ın kuzeyindeki Fnideq kentinden yaklaşık 8 bin kişi, sınır devriyelerinin müdahalesine rağmen yüzerek veya karadan geçiş yaptı. Bu, İspanya'nın modern tarihinde gördüğü en büyük göç dalgasıydı. Olay, Fas'ın Batı Sahra konusundaki tutumuna karşı çıkan İspanya'nın, işgal altındaki bölgenin lideri Polisario cephesinin lideri Brahim Ghali'ye COVID-19 tedavisi için İspanya'da sağlık hizmeti vermesine misilleme olarak sınır kontrolünü gevşettiği iddialarıyla bağlantılıydı.
Olayın hemen ardından İspanya hükümeti, Fas'ın bu hamlesini "ülkeye yönelik bir tehdit" olarak nitelendirdi ve sınır güvenliğini artırma sözü verdi. Ancak hükümetin bu krize ne kadar hazırlıklı olduğu konusundaki sorular, bakanların birbirinden farklı açıklamalarıyla daha da arttı. İçişleri Bakanı Grande-Marlaska, kendilerine herhangi bir uyarı yapılmadığını, olayı "sürpriz" olarak değerlendirdiğini belirtti. Buna karşılık Savunma Bakanı Robles, ordunun bu tür bir hareketliliği önceden tespit ettiğini ancak bu bilgilerin doğru şekilde kullanılmadığını ima etti. Bu açıklamalar, hükümetin içinde bile bilgi akışında ciddi kopukluklar olduğunu ortaya koydu.
Muhalefetteki sağ görüşlü Halk Partisi (PP) ve aşırı sağ Vox partisi, bu çelişkili açıklamaları hükümeti eleştirmek için fırsat olarak kullandı. Özellikle Vox lideri Santiago Abascal, hükümeti "vatana ihanetle" suçladı ve Başbakan Sánchez'in istifasını istedi. PP ise, hükümetin göçmen akınını durdurmak için gerekli önlemleri almadığını savundu. Bu eleştiriler, İspanya'da göçmen karşıtı söylemlerin güçlenmesine neden oldu.
Ceuta ve Melilla: Avrupa'nın Afrika'daki sınırı
Ceuta ve Melilla, İspanya'nın Fas topraklarında kalan iki özerk şehridir ve Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluşturur. Bu şehirler, yıllardır göçmenlerin Avrupa'ya ulaşmak için kullandıkları geçiş noktalarından biri olmuştur. Ceuta ve Melilla'daki sınır çitleri, Avrupa'nın en yoğun güvenlik önlemlerine sahip sınırlarından biridir. Ancak bu önlemlere rağmen, özellikle Fas'ın göçmen akışını kontrol etme konusundaki isteksizliği, zaman zaman kitlesel geçişlerin yaşanmasına yol açmaktadır.
2021'deki Ceuta olayı, bu tür krizlerin sadece İspanya'yı değil, tüm Avrupa Birliği'ni etkilediğini gösterdi. Göçmenlerin büyük çoğunluğu Fas, Moritanya ve diğer Afrika ülkelerinden geliyordu. İspanya hükümeti, krizin ardından Fas ile diplomatik ilişkilerini gözden geçirme kararı aldı. Eylül 2021'de iki ülke arasındaki gerilim, Fas'ın Ceuta ve Melilla'daki gümrük ofislerini geçici olarak kapatmasına neden oldu. İlişkiler ancak 2022'de İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutumunu değiştirmesiyle düzeldi. Ancak bu olay, İspanya-Fas ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve göç konusunun bu ilişkilerde nasıl bir kaldıraç olarak kullanılabileceğini gözler önüne serdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta krizi, Avrupa Birliği ülkelerinin göç yönetimindeki kırılganlıklarını bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye, 2016 AB-Türkiye Mutabakatı çerçevesinde düzensiz göçle mücadelede önemli bir rol üstlenmiş ve bu konuda AB'den mali destek almıştır. İspanya örneğinde görüldüğü gibi, göçün bir komşu ülke tarafından siyasi baskı aracı olarak kullanılabilmesi, Türkiye'nin de zaman zaman karşılaştığı bir durumdur. Bu kriz, Türkiye'nin göç konusundaki stratejik konumunu ve AB ile ilişkilerinde bu konuyu ne kadar etkin bir şekilde kullandığını yeniden değerlendirmesi için bir fırsat sunmaktadır. AB'nin ortak göç politikası oluşturmadaki isteksizliği, Türkiye gibi sınır ülkelerinin üzerindeki yükü artırmakta ve bu durum Türkiye'nin AB ile müzakerelerinde elini güçlendirmektedir.