Avrupa, 2015 yılında milyonlarca sığınmacıya kapılarını açarken, 11 yıl sonra İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Ceuta'ya sığınan göçmenlere yönelik sert tepkisi, kıtanın göç politikasında aşırı sağın artan etkisini gözler önüne serdi. Geçtiğimiz hafta sonu yaklaşık 8.000 kişinin Fas'tan Ceuta'ya geçmeye çalışması üzerine İspanyol hükümeti, Avrupa Birliği sınırlarına yönelik bu hareketi 'saldırı' olarak nitelendirdi ve askeri birlikleri bölgeye sevk etti. Bu olay, 2015'teki 'hoş geldin' kültüründen bugünkü 'önce sınır güvenliği' anlayışına geçişin en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Ceuta Krizi: 2015'ten Bu Yana Değişen Avrupa
İspanya, 17 Mayıs'ta yaklaşık 8.000 kişilik bir grubun Fas tarafından Ceuta sınırına yönlendirilmesiyle büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı. İspanyol polisi, sınır çitlerini aşmaya çalışan göçmenlere lastik mermi ve göz yaşartıcı gazla müdahale ederken, bazı göçmenlerin deniz yoluyla bölgeye ulaşmaya çalıştığı bildirildi. Madrid yönetimi, Fas'ın bu hamlesini 'sınır güvenliğine yönelik bir saldırı' olarak nitelendirerek, Ceuta'ya askeri birlikler gönderdi.
Bu gelişme, 2015 yılında Almanya Başbakanı Angela Merkel'in 'Biz bunu başarabiliriz' sloganıyla mültecilere kapılarını açmasından bu yana Avrupa'nın tutumundaki köklü değişimi gözler önüne seriyor. O dönemde bir milyondan fazla sığınmacı Avrupa'ya akın etmiş, birçok ülke insani yardım çerçevesinde göçmenleri kabul etmişti. Ancak 11 yıl içinde aşırı sağ partiler birçok Avrupa ülkesinde güç kazandı. Fransa'da Marine Le Pen, Almanya'da AfD, İtalya'da Giorgia Meloni ve İspanya'da Vox partisi, göçmen karşıtı söylemleriyle seçimlerde önemli başarılar elde etti.
Avrupa'da Sertleşen Göç Politikası
Avrupa Birliği, 2015'ten bu yana göç politikasını sürekli olarak sertleştirme yoluna gitti. 2016'da Türkiye ile yapılan mülteci anlaşması, Avrupa'ya geçişleri büyük ölçüde engellerken, sınır güvenliği önlemleri de artırıldı. Frontex'in yetkileri genişletildi, deniz operasyonları tartışma konusu oldu ve birçok ülke sınır duvarları örmeye başladı.
Ceuta krizi, bu eğilimin en son örneği olarak görülüyor. İspanya, sınır güvenliğini sağlamak için askeri birliklerini devreye sokarken, Avrupa Birliği de İspanya'ya destek mesajı verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 'Ceuta'daki sınırımız Avrupa'nın sınırıdır' açıklamasını yaparak, AB'nin İspanya ile dayanışma içinde olduğunu vurguladı. Bu durum, aşırı sağın söylemlerinin ana akım siyasete ne kadar sirayet ettiğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Uluslararası Tepkiler ve İnsan Hakları Endişeleri
İnsan hakları örgütleri, İspanya'nın göçmenlere yönelik müdahalesini eleştirdi. Uluslararası Af Örgütü, sınırda göz yaşartıcı gaz kullanılmasının ve göçmenlerin geri itilmesinin yasa dışı olduğunu belirterek, Madrid'den 'mültecilere koruma sağlamasını' istedi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ise Ceuta'daki durumun 'endişe verici' olduğunu açıkladı.
Fas tarafı, sınırda yaşananların ardından İspanya ile diplomatik krizin eşiğine gelindiğini ima etti. Rabat yönetimi, sınır güvenliğinin artırılması konusunda İspanya ile daha fazla işbirliği yapılması gerektiğini savunuyor. Uzmanlar, Batı Sahra meselesi nedeniyle iki ülke arasında zaten gergin olan ilişkilerin bu olayla daha da bozulabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta'daki göç krizi, Türkiye'nin 2016'da Avrupa Birliği ile yaptığı mülteci anlaşmasının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye, yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaparken, AB'nin göç konusunda daha sert bir tutum benimsemesi, mülteci yükünün paylaşılması konusundaki tartışmaları yeniden gündeme getirebilir. Türkiye, uluslararası toplumun göç yönetiminde daha adil bir yaklaşım benimsemesini savunurken, Avrupa'daki aşırı sağın yükselişi, mülteci hakları konusunda geri adımlara yol açabilir. Bu durum, Batı ile ilişkilerde önemli bir sınav konusu olmaya devam edecektir.