İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Sebte'de (Ceuta) yaşanan göçmen krizi, Avrupa Birliği'nin sınır güvenliği politikalarını yeniden tartışmaya açarken, krizin perde arkasında İsrail yanlısı lobilerin etkisi olduğu iddiaları gündeme geldi. Fas'ın, İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutumunu protesto etmek amacıyla sınır kontrolünü gevşetmesi sonucu binlerce göçmenin Sebte'ye akın etmesi, iki ülke arasında diplomatik krize yol açtı. Ancak krizden aylar önce, İsrail yanlısı seslerin bu konuyu ısrarla gündeme taşıdığı ortaya çıktı. Bu durum, İspanya'nın Filistin yanlısı politikalarının bir cezalandırmayla karşı karşıya kalıp kalmadığı sorusunu akıllara getiriyor.
Sebte Krizi ve Arka Planı
Mayıs 2021'de yaşanan krizde, yaklaşık 10 bin kişi sınırı geçerek Sebte'ye ulaştı. Fas, İspanya'nın Batı Sahra'daki Polisario Cephesi lideri Brahim Ghali'ye sağladığı tıbbi destek nedeniyle bu adımı attığını açıkladı. İspanya, Ghali'yi ülkesinde tedavi ettirerek Fas'ın egemenlik iddiasını görmezden gelmişti. Fas ise sınır yönetimini gevşeterek İspanya'ya gözdağı vermeyi amaçladı. Ancak dikkat çekici olan, krizden önceki aylarda İsrail yanlısı medya ve düşünce kuruluşlarının Sebte ve Melilla'nın güvenliği konusunu sürekli gündeme getirmesiydi. Bu yayınlar, İspanya'nın Fas ile olan sınır anlaşmazlıklarını ve göç akınlarını düzenli olarak işleyerek, ülkeyi Avrupa'nın güney sınırındaki zayıf halka olarak konumlandırdı.
İsrail yanlısı lobilerin bu konuyu öne çıkarması, İspanya'nın Filistin davasına verdiği desteğin bir sonucu olarak yorumlanıyor. İspanya, Birleşmiş Milletler'de Filistin devletini tanıyan ve İsrail'in yerleşim politikalarını eleştiren Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor. Bu tutum, İsrail ve müttefiklerinin tepkisini çekiyor. Uzmanlar, İsrail'in Avrupa'da kendisine yakın ülkelerin lehine, muhalif ülkelerin aleyhine lobi faaliyetleri yürüttüğüne dikkat çekiyor. Sebte krizinin öncesinde bu konunun bilinçli şekilde gündeme taşınması, İspanya'nın zayıf noktasının uluslararası kamuoyunda vurgulanması olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sebte ve Melilla, Avrupa Birliği'nin Afrika'daki tek kara sınırını oluşturuyor. Bu şehirler, göçmenler için Avrupa'ya açılan bir kapı olarak stratejik öneme sahip. Fas'ın sınır yönetimi, göç akışını kontrol etmede kritik bir rol oynuyor. Bu nedenle Fas'ın baskı aracı olarak göçmenleri kullanması, hem İspanya hem de AB için büyük bir tehdit oluşturuyor. Kriz, AB'nin göç politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu ve üye ülkeler arasında dayanışma tartışmalarını alevlendirdi. Öte yandan, İsrail'in bu krizdeki rolüyle ilgili doğrudan bir kanıt bulunmamakla birlikte, İsrail yanlısı çevrelerin Sebte meselesini öne çıkarması, İspanya'yı zor durumda bırakma amacı taşıdığı şeklinde yorumlanıyor.
Küresel jeopolitik açıdan bakıldığında, İspanya'nın Fas ile yaşadığı bu gerilim, Batı Sahra sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanıyor. Fas, Batı Sahra'nın kendi toprağı olduğunu savunuyor; Cezayir destekli Polisario Cephesi ise bağımsızlık istiyor. İspanya'nın Ghali'ye yardım etmesi, uzun süredir tarafsız bir tutum izleyen İspanya'nın bu dengeyi bozduğu anlamına geliyor. Bu hamle, İspanya'yı hem Fas'ın gazabına uğrattı hem de bölgedeki diğer aktörlerin dikkatini çekti. ABD'nin Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıması ise İspanya'nın elini zayıflattı. Tüm bu gelişmeler, İspanya'nın Akdeniz'deki stratejik konumunun sorgulanmasına yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika'daki çıkarlarını doğrudan etkilemiyor gibi görünse de, benzer göç baskısı ve sınır anlaşmazlıkları Türkiye için de geçerli. Türkiye, Avrupa'ya göç akınlarının önlenmesinde kilit bir ülke olarak benzer bir pazarlık gücüne sahip. Ayrıca İsrail'in Avrupa'daki lobi faaliyetleri, Türkiye-İsrail ilişkilerinde de zaman zaman gerginliklere yol açıyor. Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek, İsrail ile olan ilişkilerinde önemli bir sürtüşme noktası. Bu bağlamda, İspanya'nın yaşadığı bu tür baskıların, Türkiye'nin benzer konularda karşılaşabileceği tehditlere işaret ettiği söylenebilir. Türk dış politikası, bu tür lobi faaliyetleri ve göç baskılarına karşı hazırlıklı olmalıdır.