İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Fas'ın Ceuta sınırından binlerce göçmenin geçişine izin verdiği krizin ardından Avrupa Birliği üyelerinin gösterdiği tepkiyi 'bencil' ve 'önyargılı' olarak nitelendirdi. Sánchez, sınır güvenliğinin 'ortak bir sorumluluk' olduğunu belirterek, AB liderlerini Ceuta'daki ölümcül kriz hakkında acil toplantıya çağırdı. İspanyol lider, ülkesinin Afrika'daki topraklarını korumak için yalnız bırakıldığını hissettiğini ifade etti ve Avrupa'nın göç politikasında daha dayanışmacı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguladı.
Krizin Arka Planı: Ceuta'da Neler Yaşandı?
Geçtiğimiz hafta, yaklaşık 8 bin kişi, Fas polisinin sınır kontrolünü gevşetmesinin ardından İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Ceuta'ya geçmeye çalıştı. İspanyol güvenlik güçleri, göçmenlerin büyük bölümünü geri çevirdi ancak yüzlerce kişi şehre girmeyi başardı. Olaylar sırasında bazı göçmenler denizde boğuldu ya da kayboldu; İspanyol yetkililer en az iki kişinin hayatını kaybettiğini doğruladı.
Ceuta ve Melilla, İspanya'nın Afrika kıtasındaki iki özerk şehrini oluşturuyor ve Avrupa Birliği'nin tek kara sınırını Fas ile paylaşıyor. Bu şehirler, düzenli olarak göçmen akınlarına sahne oluyor. Ancak bu kez olayların boyutu, iki ülke arasındaki diplomatik gerilimin doruk noktasına ulaştığı bir döneme denk geldi. İspanya'nın Batı Sahra'daki bağımsızlık yanlısı Polisario Cephesi lideri Brahim Gali'ye sağladığı tıbbi bakım, Fas'ı kızdırmış ve Rabat, sınır güvenliği işbirliğini askıya almıştı.
Sánchez, bu gelişmeleri 'Fas'ın İspanya'ya yönelik bir tehdidi' olarak değerlendirdi ve 'bir ülkenin sınırlarını kullanarak başka bir ülkeye şantaj yapmasını' kabul edemeyeceklerini söyledi. İspanya hükümeti, Fas yönetiminin göçmenleri bir 'silah' olarak kullandığını öne sürdü. Öte yandan, Fas resmi olarak sınır olaylarından sorumlu olmadığını savundu ve İspanya'yı Polisario liderine verdiği destek nedeniyle eleştirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa'nın Göç Yükü ve İkili İlişkiler
Ceuta krizi, Avrupa Birliği'nin göç konusundaki kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. AB, 2015'teki mülteci krizinden bu yana ortak bir göç politikası oluşturamadı; üye ülkeler, sığınma taleplerinin dağıtılması ve sınır yönetimi konularında sık sık anlaşmazlık yaşıyor. Sánchez'in 'Avrupa'nın önyargısı' olarak adlandırdığı tutum, Akdeniz ülkelerinin göç yükünü tek başına üstlenmek zorunda kalmasına ve kuzey üyelerin bu soruna uzak kalmasına işaret ediyor.
İspanya Başbakanı, AB Konseyi'ne yazdığı mektupta, Ceuta'daki krizin 'tüm Avrupa'nın sorunu' olduğunu ve 'ortak bir çözüm bulunması gerektiğini' belirtti. Öte yandan, Fas'ın göçmen akınını bir koz olarak kullanması, Avrupa-İspanya-Fas üçgenindeki hassas dengeyi değiştirdi. İspanya, bir yandan Fas'ın yasadışı göçle mücadele konusundaki kritik işbirliğine ihtiyaç duyarken, diğer yandan Rabat'ın bu tür baskı taktiklerine karşı durmaya çalışıyor. Uzmanlar, bu olayın iki ülke arasındaki uzun vadeli ilişkileri zedeleyebileceğini, ancak her iki tarafın da ekonomik ve güvenlik çıkarları nedeniyle diyaloğu sürdürmek zorunda kalacağını belirtiyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ceuta'daki durumu 'Avrupa'nın ortak zorluğu' olarak nitelendirdi ve İspanya'ya destek mesajı gönderdi. Ancak bazı üye ülkelerin göçmenlerin AB'ye dağıtılmasına yönelik direnci devam ediyor. Bu durum, AB'nin göç ve sınır yönetiminde daha kapsamlı bir reform yapması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta krizi, Avrupa'nın dış sınırlarında yaşanan göç baskısının bir kez daha gözler önüne serdi ve Avrupa Birliği'nin göç politikasındaki çıkmazı ortaya koydu. Türkiye, 2016 anlaşması kapsamında AB ile göç akışını kontrol etmede kritik bir rol oynasa da, benzer şekilde, Suriye ve diğer krizlerden kaynaklanan göç dalgaları karşısında Avrupalı ortaklarının 'bencil' tutumunu sık sık eleştirmişti. Bu kriz, AB üyelerinin ortak sorumluluktan kaçışının sadece Türkiye'ye özgü bir durum olmadığını; İspanya gibi Akdeniz ülkelerinin de aynı sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Türkiye, Avrupa'nın göç yükünün paylaşılması konusundaki tutarsızlığını uluslararası platformlarda dile getirirken, bu tür olaylar Ankara'nın elini güçlendiriyor. Ayrıca, Fas'ın göçmenleri bir baskı aracı olarak kullanması, Türkiye'nin de zaman zaman benzer suçlamalarla karşılaştığı bir iddia; bu benzerlik, iki ülkenin diplomatik deneyimlerini karşılaştırmak açısından manidar. Sonuç olarak, Ceuta, Avrupa'nın göç politikasının sürdürülemezliğinin bir sembolü haline gelirken, Türkiye'nin 'Avrupa'nın önyargısı' eleştirilerini haklı çıkarıyor.