İskoçya’nın Glasgow kentindeki Queen Elizabeth Üniversite Hastanesi, Ebola virüsü şüphesiyle bir hastayı test altına aldı. BBC’nin haberine göre, hasta 2 Temmuz 2025 Salı günü hastaneye başvurdu. Yetkililer, hastanın Orta Afrika’daki mevcut Ebola salgınının yaşandığı bölgelerden gelip gelmediğine dair bilgi vermezken, hastane sözcüsü konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA), vakayı yakından takip ettiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı. Ebola, yüksek ateş, kanama ve organ yetmezliğine yol açan, ölüm oranı yüzde 50’ye kadar çıkabilen bir viral hemorajik ateş hastalığıdır. 2014-2016 Batı Afrika salgınında 11 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. Glasgow’daki bu vaka, salgının küresel boyutta yeniden dikkatleri üzerine çekmesine neden oldu.
Afrika’da artan vaka sayıları ve sağlık sistemlerinin durumu
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Orta Afrika’da özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ve Uganda sınır bölgelerinde Ebola vakalarında ciddi bir artış olduğunu bildirdi. 2025 yılı itibarıyla bölgede 150’den fazla doğrulanmış vaka bulunuyor ve bunların en az 80’i ölümle sonuçlandı. Salgının yayılmasında, sınırlı sağlık altyapısı, aşıya erişim zorlukları ve halk arasında yanlış bilgilerin yaygın olması etkili oluyor. Yetkililer, Ebola aşısı olan rVSV-ZEBOV‘un mevcut suşa karşı etkili olduğunu ancak aşı stoklarının yetersiz kaldığını belirtiyor. Bölgedeki sağlık çalışanları, kişisel koruyucu ekipman eksikliği ve yetersiz eğitim nedeniyle yüksek risk altında. WHO, salgını kontrol altına almak için acil durum fonları ve uluslararası destek çağrısında bulundu. Glasgow’daki vaka, salgının Afrika dışına sıçrama potansiyelini gösterdiği için küresel alarm seviyesini yükseltti.
Küresel sağlık güvenliği ve uluslararası işbirliği
Ebola salgını, sadece bölgesel değil, küresel bir sağlık tehdidi oluşturuyor. 2014-2016 salgını, Batı Afrika’dan üç büyük şehre (New York, Londra, Paris) taşınan vakalarla uluslararası toplumun hazırlıksız olduğunu göstermişti. Bu kez, Birleşik Krallık başta olmak üzere birçok ülke, havalimanlarında termal taramalar ve riskli bölgelerden gelen yolculara yönelik izleme protokolleri uygulamaya başladı. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), sağlık çalışanlarına yönelik eğitimleri artırdı. Avrupa Birliği, salgın bölgesine tıbbi malzeme ve uzman ekipler gönderme kararı aldı. Uluslararası seyahat kısıtlamaları henüz gündeme gelmese de, Dünya Sağlık Örgütü, durumu “Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu” (PHEIC) olarak ilan etme eşiğinde olduğu bildirildi. Glasgow vakasının sonucu, bu kararın alınmasında belirleyici olabilir. Bilim insanları, Ebola virüsünün yeni bir varyantının ortaya çıkma ihtimaline karşı sürveyans çalışmalarını hızlandırmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ebola salgını, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, küresel sağlık güvenliğine yönelik riskler açısından dolaylı etkilere sahip. Türkiye, özellikle Afrika ile artan ticari ve diplomatik ilişkileri kapsamında, salgın bölgelerine insani yardım ve sağlık desteği sağlayan ülkeler arasında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı, havalimanlarında termal kamera uygulamalarını sürdürüyor ve Ebola şüpheli vakalar için hazırlık protokollerini güncelliyor. Ayrıca, Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki vatandaşlarına yönelik seyahat uyarılarını artırabilir. Salgının kontrol altına alınamaması, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabilir; bu da Türkiye’nin Afrika’daki yatırımlarını ve ticaret hacmini etkileyebilir. Türkiye, DSÖ’nün acil durum fonlarına katkı sağlayarak ve aşı geliştirme çabalarını destekleyerek küresel dayanışmaya katkıda bulunmaya devam etmelidir.