İsrailli ihracatçılar, işgal altındaki Filistin topraklarında yetiştirilen tarım ürünlerini ve üretilen malları Avrupa pazarına "İsrail malı" olarak satarak haksız vergi avantajları elde ediyor. Sivil toplum kuruluşu Global Echo'nun yürüttüğü bir araştırma, İsrailli ihracatçıların yerleşimci ekonomisini desteklemek amacıyla sevkiyatları kasıtlı olarak yanlış etiketlediğini ortaya koydu. Soruşturma, işgal altındaki Filistin bölgelerinde faaliyet gösteren İsrailli şirketlerin, ürünlerinin menşeini gizleyerek Avrupa Birliği'nin İsrail ile yaptığı tercihli ticaret anlaşmalarından yararlandığını gösteriyor. Bu uygulama, Birleşmiş Milletler kararları ve uluslararası hukuk tarafından yasadışı kabul edilen yerleşim birimlerinin ekonomik olarak güçlenmesine yol açıyor.
Global Echo raporu: Sahte etiketleme sistemi
Global Echo'nun raporuna göre, İsrailli ihracatçılar, Batı Şeria'daki yerleşim birimlerinde üretilen ürünleri "Made in Israel" etiketiyle Avrupa ülkelerine gönderiyor. Bu ürünler arasında zeytinyağı, şarap, hurma ve sebze gibi tarım ürünlerinin yanı sıra kozmetik ve el sanatları da yer alıyor. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması kapsamında, İsrail menşeli ürünler gümrük vergisi muafiyeti veya indiriminden yararlanıyor. Ancak bu anlaşma, işgal altındaki toprakları kapsamıyor. İsrailli yetkililerin, yerleşimci üretimini teşvik etmek amacıyla bu yanlış etiketlemeye göz yumduğu veya doğrudan desteklediği iddia ediliyor.
Raporda, belgelenen onlarca vaka arasında, bir İsrailli şirketin Ürdün Vadisi'ndeki bir yerleşimde yetiştirilen hurmaları "İsrail hurması" olarak etiketleyerek Almanya'ya sattığı, diğer bir şirketin ise Batı Şeria'daki bir fabrikada üretilen kozmetik ürünlerini "Tel Aviv'de üretilmiştir" ibaresiyle Fransa'ya ihraç ettiği belirtiliyor. Global Echo, bu uygulamaların sadece ticari bir dolandırıcılık değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ihlali olduğunu vurguluyor.
Avrupa Birliği'nin tutumu ve uluslararası yansımalar
Avrupa Birliği, işgal altındaki topraklardan gelen ürünlerin etiketlenmesi konusunda 2015 yılında bir kılavuz yayımlamıştı. Bu kılavuza göre, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'nde üretilen ürünlerin "İsrail malı" olarak değil, "Batı Şeria'da üretilmiştir (İsrail yerleşimi)" şeklinde etiketlenmesi gerekiyor. Ancak uygulamada bu kuralın yeterince denetlenmediği ve birçok üye ülkenin ihracatçılar üzerinde etkin bir kontrol mekanizması kurmadığı görülüyor. Global Echo, AB'yi bu konuda daha sıkı önlemler almaya çağırırken, bazı Avrupa ülkeleri yerleşimci ürünlerine yönelik yaptırımları tartışmaya açtı. Örneğin, İrlanda ve Belçika gibi ülkeler, yerleşimci ürünlerinin ithalatını kısıtlama yönünde adımlar atarken, Almanya ve Fransa daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor.
Bu gelişmeler, İsrail-Filistin çatışmasının ekonomik boyutunu bir kez daha gündeme getiriyor. Uluslararası toplumun büyük bir kısmı, yerleşim birimlerini yasadışı kabul ederken, İsrail'in bu bölgelerdeki ekonomik faaliyetleri desteklemesi, BM Güvenlik Konseyi kararlarına ve Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırılık teşkil ediyor. Öte yandan, İsrail hükümeti bu tür iddiaları reddederek, yerleşim birimlerinin meşruiyetini savunuyor ve ticaret uygulamalarının uluslararası kurallara uygun olduğunu öne sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve İsrail ile ticari ilişkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşimci faaliyetlerine karşı çıkan ve Kudüs'ün statüsü konusunda hassas bir diplomatik çizgi izleyen bir ülke. Global Echo'nun ortaya koyduğu bu uygulamalar, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ticaret politikalarını da etkileyebilir; zira AB ile yürütülen Gümrük Birliği müzakerelerinde, işgal altındaki topraklardan gelen ürünlerin etiketlenmesi konusu gündeme gelebilir. Ayrıca, Türk ihracatçıların benzer etiketleme sorunlarıyla karşılaşmaması için, Dışişleri ve Ticaret Bakanlıklarının bu konuda proaktif bir denetim mekanizması oluşturması önem arz ediyor. Küresel ölçekte ise bu tür haberler, İsrail-Filistin çatışmasının ekonomik araçlarla sürdürülmesine dikkat çekerek, uluslararası kamuoyunda yerleşimci karşıtı yaptırımların artmasına zemin hazırlayabilir.