İngiltere'de ana muhalefetteki İşçi Partisi'nin lider yardımcısı Lucy Powell, küçük teknelerle Manş Denizi'ni geçen düzensiz göçmen akışını durdurmak için 'basit bir anahtar' bulunmadığını belirterek, hükümetin göç politikalarını eleştirdi. Powell, partisinin yıllık konferansı öncesinde BBC yerel radyosuna verdiği mülakatta, göç sorununun karmaşık olduğunu ve tek bir politikayla çözülemeyeceğini vurguladı. Muhafazakâr hükümetin Ruanda planı gibi uygulamalarını 'çalışmayan ve pahalı' olarak nitelendiren Powell, İşçi Partisi'nin iktidara gelmesi halinde daha kapsamlı ve insani bir yaklaşım izleyeceğini ifade etti.
Göç Politikasında Arka Plan
İngiltere'de küçük teknelerle Manş Denizi üzerinden ülkeye giren göçmen sayısı son yıllarda rekor seviyelere ulaştı. 2022'de 45 binden fazla kişi bu yolla İngiltere'ye ulaşırken, 2023'te bu sayı 29 bin civarında gerçekleşti. Muhafazakâr hükümet, sorunu çözmek için sığınmacıları Ruanda'ya göndermeyi öngören tartışmalı bir planı hayata geçirmeye çalışıyor. Ancak plan, insan hakları örgütleri ve hukukçular tarafından yoğun eleştiri alıyor ve yargı süreçleriyle karşılaşıyor. İşçi Partisi ise Ruanda planını iptal edeceğini, yerine Avrupa Birliği ile iş birliğini güçlendirecek ve insan kaçakçılığı ağlarını hedef alacak bir strateji izleyeceğini açıklamıştı. Powell'ın son açıklamaları, parti içinde göç konusundaki hassasiyetin arttığı bir dönemde geldi.
Lucy Powell, BBC'ye yaptığı değerlendirmede, 'İnsanların bu sorunu bir gecede çözecek bir düğme beklediğini biliyorum, ancak böyle bir düğme yok' ifadelerini kullandı. Powell, hükümetin son beş yılda göçü kontrol altına alma vaatlerini yerine getiremediğini, aksine sorunun daha da büyüdüğünü savundu. İşçi Partisi'nin lideri Keir Starmer da daha önce yaptığı açıklamalarda, göçmen kaçakçılığıyla mücadelede uluslararası iş birliğinin şart olduğunu belirtmişti. Parti, konferansta göç politikasına dair yeni önerilerini kamuoyuyla paylaşmayı planlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'deki göç tartışmaları, Avrupa genelinde yükselen göç karşıtı söylemlerle paralellik gösteriyor. Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkeler de Akdeniz üzerinden gelen düzensiz göçle mücadele ediyor. Avrupa Birliği, geçtiğimiz yıl kabul ettiği Göç ve İltica Paktı ile üye ülkeler arasında sorumluluk paylaşımını ve sınır güvenliğini güçlendirmeyi hedefliyor. İngiltere ise Brexit sonrası AB dışında kalarak kendi göç politikasını belirleme yetkisini elinde tutuyor, ancak bu durum iş birliği mekanizmalarını zayıflatıyor. Küresel ölçekte ise iklim değişikliği, ekonomik istikrarsızlık ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen insan sayısı her geçen gün artıyor. Bu durum, göçün önümüzdeki yıllarda da uluslararası gündemin üst sıralarında kalacağını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla düzensiz göçün en yoğun yaşandığı ülkelerden biri. İngiltere'nin küçük teknelerle göçü durdurma çabaları, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de Avrupa'nın genel göç politikasındaki değişim Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. AB ile imzalanan 2016 tarihli Göç Mutabakatı çerçevesinde Türkiye, Suriyeli sığınmacıların Avrupa'ya geçişini kontrol altında tutuyor. İngiltere'nin Ruanda planı gibi caydırıcı önlemler yerine iş birliğine dayalı çözümler araması, Türkiye'nin üzerindeki göç yükünün paylaşılması açısından önem taşıyor. Ayrıca, İşçi Partisi'nin iktidara gelmesi halinde AB ile daha yakın çalışma sinyali vermesi, Türkiye-İngiltere ilişkilerinde göç konusunda yeni bir diyalog kapısı aralayabilir. Türkiye, göç yönetiminde uluslararası iş birliğinin güçlenmesinden olumlu etkilenecektir.