İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu hafta ABD ile savaşı sona erdiren geçici anlaşmayı duyururken ülkesinin galip geldiğini ilan etti. Ancak Tahran sokaklarındaki atmosfer, bu iddianın aksine oldukça kasvetli. Üç aydan uzun süren ABD ve İsrail hava saldırıları ve İran limanlarına uygulanan abluka, ülkeyi ekonomik ve psikolojik olarak tüketmiş durumda. İranlıların büyük çoğunluğu, anlaşmayı bir başarı olarak görmekten ziyade savaşın yıkımıyla baş etmeye çalışıyor. "Yüzde 99 hayatta kalma modundayız" diyen bir Tahranlı, halkın barışa değil, temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandığını ifade ediyor.
Savaşın gölgesinde bir anlaşma
ABD ile İran arasında varılan geçici anlaşma, resmi olarak düşmanlıkların durdurulmasını ve bazı yaptırımların hafifletilmesini öngörüyor. Ancak İran kamuoyunda bu anlaşmaya yönelik coşku yerine derin bir umutsuzluk hakim. Üç ay boyunca süren hava saldırıları, altyapıyı ciddi şekilde tahrip ederken, liman ablukası ithalatı neredeyse durma noktasına getirdi. Temel gıda maddeleri, ilaç ve yakıt fiyatları katlanarak arttı. İran riyali dolar karşısında rekor seviyede değer kaybetti. Birçok İranlı, anlaşmanın ülkeye getireceği somut faydaları sorguluyor. "Bir elinde silah, diğerinde anlaşma metni var; ama biz aradaki farkı hissetmiyoruz" diyen bir esnaf, savaşın ekonomik yaralarının hemen sarılmayacağını vurguluyor.
Anlaşmanın detayları henüz tam olarak açıklanmış değil. Ancak Dışişleri Bakanı Arakçi'nin "tarihi zafer" olarak nitelendirdiği anlaşmanın, İran'ın nükleer programına ve bölgesel faaliyetlerine yönelik bazı kısıtlamalar içerdiği iddia ediliyor. İran hükümeti, anlaşmayı diplomatik bir başarı olarak sunsa da, sahadaki gerçekler farklı. Savaşın bilançosu oldukça ağır: Binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden oldu, ekonomik hasarın boyutu ise milyarlarca doları buluyor. Anlaşma metninin yanı sıra, savaşın neden olduğu yıkımın telafisi için uzun yıllar gerekeceği tahmin ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD anlaşmasının bölgesel yansımaları da büyük. Ortadoğu'da İran'ın müttefikleri olan Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki gruplar, gelişmeyi dikkatle izliyor. Bu gruplar, anlaşma sonrası İran'ın bölgesel desteğinin azalmasından endişe ediyor. Öte yandan, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörler, anlaşmayı kendi güvenlik çıkarları açısından değerlendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer tehdidinin sona ermediğini savunurken, Suudi Arabistan anlaşmanın Yemen savaşına etkisini merak ediyor. Küresel ölçekte ise anlaşma, uluslararası petrol piyasalarını etkiledi. Petrol fiyatları anlaşma haberinin ardından düşüş yaşadı, ancak arz güvenliği konusunda belirsizlikler sürüyor. ABD ve Avrupa Birliği, anlaşmanın sürdürülebilir olması için İran'ın nükleer programının şeffaflığını şart koşuyor.Ancak İran'da halk, dış politikadaki bu manevralardan çok, günlük yaşam mücadelesiyle ilgileniyor. Tahran'ın kuzeyindeki lüks semtlerde bile gıda kuyrukları oluşuyor. "Anlaşma olsun ya da olmasın, hayat aynı," diyor bir işsiz genç. "Bizim sorunlarımız çözülmedikçe, hiçbir anlaşma bizi mutlu etmez."
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu anlaşma, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. İran ile savaşın bitmesi, Türkiye'nin enerji ithalatında bir rahatlama sağlayabilir; zira İran, Türkiye'nin önemli doğalgaz tedarikçilerinden biri. Ayrıca bölgesel istikrarın artması, Türkiye'nin Suriye, Irak ve Kafkasya politikalarını dolaylı yoldan olumlu etkileyebilir. Ancak anlaşmanın İran'ın bölgesel nüfuzunu yeniden canlandırması, Türkiye'nin kuzey Irak ve Suriye'deki çıkarlarıyla çelişebilir. Öte yandan, anlaşma ABD ile İran arasındaki gerilimi azaltırsa, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde de yumuşama görülebilir. Ancak anlaşmanın sürdürülebilirliği belirsiz; eğer çökerse, bölge yeniden tırmanma sarmalına girebilir ki bu Türkiye için güvenlik riski demektir. Türk dış politikası, bu gelişmeyi hem ekonomik fırsatlar hem de bölgesel güç dengeleri açısından dikkatle izlemeli.