İran'da Aralık 2025 ile Ocak 2026 arasında düzenlenen rejim karşıtı gösterilere yönelik ölümcül baskı, yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine, takip edilmesine veya gözaltına alınmasına yol açtı. Baskının ardından ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşı, rejimin muhaliflere karşı baskısını daha da şiddetlendirdi. Ancak bu durum, kaybolan sevdiklerinin izini sürmeye çalışan ailelerin adalet arayışını durdurmadı. Aileler, Tahran ve diğer büyük şehirlerde sessizce örgütlenerek kayıp yakınlarının akıbetini öğrenmeye çalışıyor.
Baskının Boyutları ve Ailelerin Mücadelesi
Rejim karşıtı gösteriler, Aralık 2025’te artan ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskılar nedeniyle patlak vermişti. Devrim Muhafızları ve polis güçleri tarafından düzenlenen operasyonlarda yüzlerce kişi tutuklanırken, kaçan protestocuların bir kısmı kayboldu. İnsan hakları örgütlerine göre en az 350 kişi halen kayıp. Aileler, hükümetin kayıplar hakkında bilgi vermemesine ve kendilerini tehdit etmesine rağmen, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek için çaba harcıyor. ABD-İsrail savaşı, İran'ın iç muhalefeti bastırma stratejisini daha da sertleştirdi; zira rejim, savaş ortamındaki ulusal birlik söylemlerini kullanarak muhalifleri 'vatana ihanetle' suçluyor.
Kayıp protestocuların aileleri, genellikle yetkililerin kendilerini tehdit ettiğini ve dosyalarını kapatmaya zorladığını belirtiyor. Ancak bazı aileler, sosyal medya ve yurtdışındaki diaspora ağları aracılığıyla seslerini duyurmaya çalışıyor. Bir baba, oğlunun kaybolduğu günden beri 14 aydır haber alamadığını ve her gün farklı bir hapishane veya morgu telefonla aradığını anlatıyor.
ABD-İsrail Savaşının Etkisi ve Bölgesel Dinamikler
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları, İran'da iç siyaseti derinden etkiliyor. Savaşın başlamasıyla rejim, muhalifleri ‘beşinci kol’ olarak nitelendirirken, güvenlik güçlerine kayıplar hakkında bilgi paylaşmama talimatı verdi. Bu durum, insan hakları ihlallerinin belgelenmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Aileler, adalet taleplerini sürdürmek için Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlarla iletişim halinde.
Bölgesel olarak, İran'daki bu iç kriz, komşu ülkelerdeki Şii nüfusları ve İran'ın vekil güçlerini de etkiliyor. Özellikle Irak ve Lübnan'da, İran'ın iç istikrarsızlığı Hizbullah ve Haşdi Şabi gibi grupların operasyon kabiliyetini zayıflatabilir. ABD-İsrail savaşı, İran'ı dışarıdan zayıflatırken, içerideki muhalefet rejimin meşruiyetini daha da sorgular hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki siyasi baskı ve kayıp protestocular meselesi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme olmasa da bölgesel istikrar açısından önem taşıyor. İran'daki iç karışıklık, sığınmacı akınlarını artırabilir ve Türkiye'nin güneydoğu sınırlarında güvenlik riski oluşturabilir. Ayrıca, ABD-İsrail-İran savaşı, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve bölgedeki diplomatik dengeleri etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte insani yardım ve arabuluculuk rollerini öne çıkararak hem uluslararası prestijini artırabilir hem de sınırlarındaki olası krizleri yönetebilir. Kayıp protestocuların akıbeti, Ankara'nın insan hakları söylemiyle uyumlu bir politika izlemesini gerektiriyor.