ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile yürüttüğü barış anlaşmasının çökmesi, Kongre'nin yasama takvimini ciddi biçimde sekteye uğrattı. Cumhuriyetçi liderlerin savunma yetki yasası (NDAA) ve acil durum ek savunma harcama paketini geçirme planları, İran'a yönelik yeni ABD saldırı tehditleriyle birlikte aşılamaz engellerle karşı karşıya kaldı. Trump yönetimi, Tahran'ın anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle askeri seçenekleri masaya koyarken, Kongre içindeki hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat kanat, bu hamlenin olası sonuçları konusunda derin görüş ayrılıkları yaşıyor.
Anlaşmanın çöküşü ve Kongre'deki yansımaları
Başkan Trump, 2018'de ABD'yi nükleer anlaşmadan çektikten sonra İran'a karşı 'maksimum baskı' politikasını benimsemiş, ancak 2020'nin başlarında Tahran ile geçici bir barış girişiminde bulunmuştu. Bu girişim, İran'ın uranyum zenginleştirme programını sınırlandırması ve bölgedeki vekil güçlerini geri çekmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngörüyordu. Ancak son haftalarda İran'ın anlaşma şartlarını ihlal ettiği iddiaları, Beyaz Saray'ın yeniden sertleşmesine yol açtı. Özellikle İran'ın, ABD'nin Irak ve Suriye'deki üslerine yönelik saldırıları artırması, Washington'da misilleme çağrılarını yükseltti.
Kongre'deki Cumhuriyetçi liderler, askeri müdahale opsiyonunu desteklemekle birlikte, bu durumun kendi yasama önceliklerini gölgelemesinden endişe ediyor. Savunma yetki yasası ve ek bütçe paketi, ordunun modernizasyonu ve sınır güvenliği gibi kritik konuları içeriyor. Ancak İran dosyasının öne çıkması, bu yasaların zamanında çıkarılmasını riske atıyor. Öte yandan Demokratlar, Başkan'ın Kongre onayı olmadan askeri güç kullanmasına sıcak bakmıyor ve İran'a yeni yaptırımların uygulanmasını savunuyor. Bu durum, Kongre'yi hem yasama hem de dış politika konularında derin bir krize sürüklüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ortadoğu'da yeni bir çatışma mı?
ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesi, sadece Kongre'yi değil, tüm Ortadoğu dengelerini sarsma potansiyeli taşıyor. Irak ve Suriye'deki ABD varlığı zaten İran destekli milislerin hedefi haline gelmiş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel müttefikler, Washington'dan daha sert bir tavır beklerken, Avrupalı güçler diplomasiden yana. Rusya ve Çin ise ABD'nin bölgedeki askeri adımlarını yakından izliyor. Bu ortamda, ABD'nin İran'a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi, Üçüncü Körfez Savaşı'nı tetikleyebilir. Petrol fiyatlarının ani yükselişi ve küresel enerji arzındaki kırılganlık, tüm dünya ekonomisini etkileyebilecek boyutta. Ayrıca İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, uluslararası deniz ticaretini felç edebilir.
Bu gelişmeler, Trump yönetiminin dış politika stratejisinin tutarlılığını da sorgulatıyor. Barış anlaşmasından savaş tehdidine hızlı geçiş, ABD'nin bölgedeki müttefiklerinde güven bunalımına yol açarken, rakiplerine ise ABD'nin güvenilirliği konusunda fırsat veriyor. Özellikle İsrail, İran'ın nükleer programını durdurmak için ABD'nin daha kararlı adımlar atmasını isterken, Suudi Arabistan gibi ülkeler de İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı daha somut bir angajman bekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la kara sınırına sahip olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşusundan karşılaması nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkilenecektir. ABD-İran çatışması, Türkiye'nin güneydoğu sınırlarına yakın bölgelerde istikrarsızlığı artırabilir; ayrıca Suriye ve Irak'taki İran varlığı, Ankara'nın terörle mücadele ve bölgesel nüfuz politikalarını zorlaştırabilir. Türkiye, enerji maliyetlerindeki olası artışla ekonomik baskı altına girebilir. Öte yandan Ankara, ABD ile İran arasında arabuluculuk rolü oynayarak hem diplomatik ağırlığını artırabilir hem de kendi enerji güvenliğini koruyabilir. Ancak bu denge politikası, bir noktada ABD'nin baskısı veya İran'ın bölgesel hamleleriyle sınanabilir.