ABD ile İran arasındaki çatışma, altı aylık askeri ve ekonomik karşılıklı hamlelere rağmen hâlâ doğrulanamayan başarı iddiaları ve belirsiz tırmanma eşikleriyle tanımlanıyor. İki ülke arasındaki gerilim, geleneksel savaş ilanı olmaksızın vekâlet savaşları, siber saldırılar, deniz tacizi ve yaptırım sarmalı üzerinden yürütülen bir "gri alan" mücadelesine dönüşmüş durumda. Tarafların her askeri hamlesi, karşı tarafın kırmızı çizgilerini test ederken, uluslararası toplum olası bir doğrudan çatışmanın eşiğinde endişeyle bekliyor.
Çatışmanın Arka Planı: Altı Aylık Gerilim ve Belirsizlik
ABD ve İran arasındaki gerilim, son altı ayda çeşitli cephelerde kendini gösterdi. İran'ın nükleer programına yönelik endişeler, bölgesel milis gruplara verilen destek iddiaları ve Basra Körfezi'ndeki deniz trafiğine yönelik müdahaleler, iki ülkeyi defalarca karşı karşıya getirdi. ABD yönetimi, İran'ın bölgedeki "yıkıcı faaliyetlerini" engellemek için ekonomik yaptırımları sıkılaştırırken, Tahran yönetimi nükleer anlaşmadan (JCPOA) kademeli olarak çekildiğini ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdığını duyurdu. Bu karşılıklı hamleler, tarafların birbirlerini köşeye sıkıştırma çabalarının bir parçası olarak okunuyor.
Altı aylık süreçte öne çıkan olaylardan biri, İran'a ait bir insansız hava aracının (İHA) ABD güçlerine ait bir üsse yaklaşması sonucu düşürülmesi oldu. Benzer şekilde, Husilerin Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik saldırıları sık sık İran'a atfedildi; ancak Tahran bu suçlamaları reddetti. Tarafların her iddiası, bağımsız doğrulamadan yoksun kaldı ve uluslararası gözlemciler için olayların gerçek boyutu belirsizliğini korudu. Örneğin, ABD'nin "İran'ın denizdeki taciz girişimlerini püskürttüğü" yönündeki açıklamaları, İran tarafından yalanlandı ve karşılıklı suçlamalar bir sarmal halinde sürdü.
Ekonomik cephede ise ABD'nin uyguladığı yaptırımlar İran'ın petrol ihracatını neredeyse durma noktasına getirdi. İran riyali tarihi düşük seviyelere geriledi, enflasyon çift haneli rakamlarda seyrediyor. Ancak İran, bölgesel müttefikleri ve Asya'daki alıcılar üzerinden petrol satışını sürdürmeye çalışarak yaptırımları delmeye çalışıyor. ABD ise bu kanalları kapatmak için ek yaptırımlar açıklıyor. Bu ekonomik savaş, askeri gerilimi daha da körüklüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vekâlet Savaşları ve Diplomatik Çıkmaz
ABD-İran gerilimi yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu etkiliyor. İran'ın desteklediği gruplar — Lübnan Hizbullahı, Irak'taki Şii milisler, Yemen'deki Husiler ve Suriye'deki rejim yanlısı güçler — ABD'nin bölgedeki müttefiklerine (İsrail, Suudi Arabistan, BAE) karşı bir vekâlet savaşı yürütüyor. ABD ise bu gruplara yönelik operasyonlarla İran'ın etki alanını daraltmaya çalışıyor. Bu durum, bölgede her an patlamaya hazır bir barut fıçısı yaratıyor.
Uluslararası aktörlerin devreye girme çabaları da sonuçsuz kaldı. Avrupa Birliği, nükleer anlaşmayı canlandırmak için arabuluculuk girişimlerinde bulundu; ancak ABD'nin yaptırımları kaldırmaya yanaşmaması ve İran'ın uranyum zenginleştirmede ısrarı nedeniyle müzakereler tıkandı. Rusya ve Çin ise İran'a destek vererek ABD'nin baskı politikasını dengeliyor. BM Güvenlik Konseyi'nde veto yetkileri sayesinde İran'a karşı sert önlemlerin önünü kesiyorlar. Bu durum, uluslararası toplumun krizi çözme kapasitesini zayıflatıyor.
Askeri uzmanlar, tarafların doğrudan bir savaşa girmekten kaçındığını, çünkü bunun yıkıcı sonuçları olacağını belirtiyor. Ancak yanlış hesaplama veya provokasyon riski her zaman mevcut. Örneğin, Basra Körfezi'nde bir ABD destroyerine yönelik olası bir saldırı, tırmanmayı kontrol edilemez bir noktaya taşıyabilir. Benzer şekilde, İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir İsrail saldırısı, İran'ın misillemesini tetikleyebilir. Bu nedenle her iki taraf da "kırmızı çizgileri" belirsiz tutarak caydırıcılığı korumaya çalışıyor.
ABD Başkanı, İran'a yönelik "azami baskı" politikasını sürdüreceğini yineliyor; ancak askeri bir çözümden yana olmadığını da ekliyor. İran lideri ise ABD ile müzakereyi reddediyor ve "direniş" söylemini güçlendiriyor. Bu karşılıklı sertlik, diplomatik bir çıkış kapısını kapatıyor ve çatışmayı kronikleştiriyor. Altı ayın sonunda elde edilen tek sonuç, tarafların birbirini daha fazla yıpratması ve bölgenin daha da istikrarsızlaşması oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi Türkiye için çok boyutlu riskler taşıyor. Öncelikle, enerji ithalatında İran'a bağımlı olan Türkiye, ABD yaptırımları nedeniyle zor durumda. İran'dan petrol ve doğal gaz alımları kesintiye uğrarsa enerji fiyatları yükselir, cari açık büyür. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile ticari ilişkileri yaptırım tehdidi altında. Öte yandan, olası bir savaşta Türkiye, Irak ve Suriye üzerinden gelen mülteci dalgası ve terör riskiyle karşılaşabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Türkiye, diplomasi kanallarını açık tutarak hem ABD hem İran nezdinde denge politikası izlemeli ve tansiyonun düşürülmesi için aktif rol oynamalı.