Tahran, ABD'nin Ortadoğu'daki etkisinin azalmasıyla birlikte büyük güç statüsü elde etmek için kapsamlı bir strateji izliyor. İran'ın "zafer teorisi", askeri, ekonomik ve diplomatik araçları birleştirerek bölgesel hegemonya kurmayı ve uluslararası sistemde kendini kabul ettirmeyi amaçlıyor. Bu strateji, nükleer programdan vekil güçlere, enerji koridorlarından diplomatik girişimlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
İran'ın Stratejik Hedefleri ve Araçları
İran'ın zafer teorisinin merkezinde, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurma hedefi yatıyor. Tahran, bu doğrultuda Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla nüfuzunu genişletiyor. Hizbullah, Haşdi Şabi, Husiler ve Şam yönetimi, İran'ın "direniş ekseni" olarak adlandırdığı yapının temel taşlarını oluşturuyor. Bu gruplar, İran'a hem askeri hem de siyasi alanda derinlik kazandırıyor.
Askeri alanda, İran balistik füze programını ve insansız hava araçlarını (İHA) geliştirerek caydırıcılık kapasitesini artırdı. Nükleer program ise, uranyum zenginleştirme seviyesinin %60'a çıkarılmasıyla yeni bir aşamaya geçti. Tahran, nükleer eşiğe yaklaşarak Batı ile pazarlık masasında elini güçlendirmeyi hedefliyor. Ekonomik alanda ise, ABD yaptırımlarına rağmen Çin ve Rusya ile ticaret ve enerji işbirliğini derinleştiriyor. Çin ile imzalanan 25 yıllık kapsamlı anlaşma, İran'ın ekonomik izolasyonu kırma çabasının bir parçası.
Bölgesel ve Küresel Dengeler
İran'ın bu stratejisi, bölgesel rakipleri Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni doğrudan etkiliyor. 2023'te Çin'ın arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile varılan normalleşme anlaşması, Tahran'ın diplomatik esneklik kazandığını gösteriyor. Ancak İsrail ile yaşanan gerilim, özellikle Suriye ve Lübnan'daki vekil çatışmaları, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. İran, aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi yapılarda aktif rol alarak Batı-dışı bir düzen arayışını destekliyor.
ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ve Irak'taki asker sayısını azaltması, İran'a manevra alanı açtı. Ancak Washington, İsrail'in güvenliğini garanti altına almak ve Körfez'deki müttefiklerini korumak için hala askeri varlığını sürdürüyor. İran'ın zafer teorisi, ABD'nin tamamen çekilmesini varsayıyor; fakat bu senaryo henüz gerçekleşmiş değil. Tahran, bu nedenle "stratejik sabır" politikası izleyerek zaman kazanmaya çalışıyor.
İran'ın nükleer programı, uluslararası toplumun en önemli endişe kaynağı. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) sonrası yaptırımların kaldırılması, İran ekonomisine kısa süreli bir rahatlama getirmişti. Ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları geri getirmesiyle İran, nükleer faaliyetlerini hızlandırdı. Bugün İran, nükleer silah üretme eşiğine çok yakın. Bu durum, İsrail'in askeri müdahale tehditlerini artırıyor ve bölgesel bir savaş riskini canlı tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın büyük güç arayışı, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. İki ülke arasında enerji, ticaret ve bölgesel güvenlik konularında işbirliği potansiyeli mevcut; ancak Suriye, Irak ve Kafkasya'daki farklı çıkarlar rekabeti derinleştirebilir. Türkiye, İran'ın nükleer programını yakından izleyerek bölgesel dengelerin bozulmaması için diplomatik kanalları açık tutmalı. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşabilecek güç boşluğunda Türkiye'nin kendi stratejik özerkliğini koruması ve İran ile ilişkilerini dengelemesi kritik önem taşıyor.