İran, son aylarda izlediği dış politikada köklü bir strateji değişikliğine giderek, müzakere yerine önleyici saldırı ve caydırıcılığı ön plana alan bir yaklaşım benimsiyor. Tahran yönetimi, artan cesareti ve elini güçlendiren jeopolitik gelişmelerle birlikte, ABD Başkanı Donald Trump’ı zor bir duruma sokuyor. Bu yeni hesap, yalnızca İran-ABD ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
Gelişmenin arka planı
İran’ın yeni stratejisi, özellikle nükleer programı ve bölgesel vekil güçleri üzerinden yürüttüğü mücadelede kendini gösteriyor. Tahran, son dönemde Batı ile yapılan müzakerelerde ilerleme kaydedilememesi üzerine, sahadaki gücünü artırarak elini güçlendirmeye çalışıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), bölgedeki etkinliğini artırırken, balistik füze programı ve insansız hava aracı (İHA) teknolojisindeki ilerlemeler, Tahran’ın caydırıcılık kapasitesini gözle görülür şekilde artırdı.
Bu bağlamda İran, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’deki müttefikleri aracılığıyla ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik tehditlerini sürdürüyor. Özellikle Irak’taki ABD üslerine düzenlenen roket saldırıları ve Yemen’deki Husilere verilen destek, İran’ın “önce vur” stratejisinin somut örnekleri olarak öne çıkıyor. Tahran, bu hamleleriyle müzakere masasında daha güçlü bir pozisyon elde etmeyi umuyor.
Uzmanlara göre İran’ın bu yeni yaklaşımının arkasında, ABD’nin bölgeden askeri olarak çekilme isteği ve uluslararası toplumun yaptırımlar konusundaki bölünmüşlüğü gibi faktörler yatıyor. İran, bu fırsat penceresini kullanarak nükleer programında da daha cesur adımlar atmaktan çekinmiyor. Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artıran Tahran, uluslararası atom enerjisi kurumu (IAEA) ile işbirliğini sınırlandırarak Batı’ya gözdağı veriyor.
Bölgesel boyut
İran’ın yeni stratejisi, Ortadoğu’da zaten kırılgan olan dengeleri daha da geriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkeleri, Tahran’ın artan saldırganlığı karşısında güvenlik endişesi yaşıyor. İsrail ise İran’ın nükleer programına yönelik daha sert bir tutum sergilenmesi için ABD’ye baskı yapıyor. Bu durum, bölgede yeni bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor.
ABD Başkanı Trump, seçim döneminde İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını sürdüreceğini açıklamıştı. Ancak İran’ın bu meydan okuyucu tavrı, Trump’ın seçeneklerini sınırlandırıyor. Uzmanlar, ABD’nin askeri bir müdahale yerine ekonomik yaptırımları artırma ve İran’ı uluslararası toplumda izole etme yoluna gidebileceğini öngörüyor. Fakat bu yöntemlerin İran’ın bölgesel faaliyetlerini durdurmada ne kadar etkili olacağı tartışılıyor.
İran’ın yeni hesabı aynı zamanda Rusya ve Çin ile ilişkilerinde de yeni bir sayfa açıyor. Tahran, Batı’nın baskısına karşı Moskova ve Pekin ile daha yakın işbirliğine gidiyor. Bu durum, uluslararası güç dengeleri açısından da önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’ın artan saldırganlığı ve yeni stratejisi, Türkiye’nin güvenliğini ve bölgesel çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Suriye ve Irak’ta İran destekli güçlerin varlığına karşı mücadele ederken, İran’ın bu politikası iki ülke arasında yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca, İran’ın nükleer programı konusunda Batı ile yaşanacak bir kriz, enerji piyasalarını etkileyerek Türkiye’nin enerji güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bölgede istikrarın sağlanması için hem İran hem ABD ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışırken, bu yeni durumda dikkatli bir denge politikası izlemek zorunda kalacaktır.