İran'ın bölgedeki etkisinin uzun vadeli sonuçları, uluslararası ilişkiler uzmanlarının katıldığı bir panelde masaya yatırıldı. Uzmanlar, devam eden çatışmaların siyasi sonuçlarını ve İran'ın uzun süredir uyguladığı vekalet savaşı stratejisinin bölge ülkeleri üzerindeki etkilerini analiz etti. Panelde, İran'ın nüfuz alanını genişletme çabalarının, özellikle Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'deki krizleri derinleştirdiği ve bu durumun Ortadoğu'daki güç dengesini yeniden şekillendirdiği vurgulandı.
Gelişmenin Arka Planı
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana, bölgesel hâkimiyetini sağlamak için asimetrik savaş yöntemleri ve vekil güçler kullanıyor. Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü, bu stratejinin merkezinde yer alıyor. Suriye'de Esad rejimini askeri olarak destekleyen Tahran yönetimi, Lübnan'da Hizbullah'ı, Gazze'de Hamas'ı, Yemen'de Husileri ve Irak'ta çeşitli Şii milisleri finanse edip silahlandırarak bölgesel bir "direniş ekseni" oluşturdu.
Ancak son yıllarda İsrail'in bu vekil güçlere yönelik artan saldırıları ve ABD'nin yaptırım baskısı, İran'ın stratejisini zorluyor. Özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşı, İran'ın bölgedeki rolünü yeniden tartışmaya açtı. Savaşın uzaması, İran'ın hem müttefikleri üzerindeki kontrolünü hem de kendi toprak güvenliğini tehdit eder hale geldi. Panelistler, İran'ın bu çatışmalardan çıkış yolunun belirsizliğini koruduğunu ve bunun bölgesel istikrarı daha da kırılgan hale getirdiğini ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın uzun gölgesi, sadece Ortadoğu ile sınırlı değil. Tahran'ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesi, küresel güçleri yakından ilgilendiriyor. ABD'nin İran'a yönelik "azami baskı" politikası, Avrupa ülkelerinin nükleer anlaşmayı kurtarma çabalarıyla çelişiyor. Panelde, İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı tedarik etmesinin ve Çin ile artan enerji işbirliğinin, Batı'nın yaptırım rejimini deldiği belirtildi. Bu durum, küresel güç dengelerini etkilerken, bölgesel çatışmaların da tırmanma riskini artırıyor.
Ayrıca, İran-İsrail gerginliği, 2024 yılında doğrudan askeri çatışmaya dönüşme noktasına geldi. İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği saldırıya İran'ın verdiği misilleme, iki ülke arasındaki gölge savaşın açık bir çatışmaya evrileceği endişelerini doğurdu. Bu gerilim, Basra Körfezi'ndeki petrol arzını tehdit ederek küresel piyasaları olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, İran'ın bölgedeki nüfuzunun devam etmesi halinde, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin güvenlik politikalarını gözden geçirmek zorunda kalacağını öngörüyor. Bu durum, bölgesel bir silahlanma yarışını da tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın uzun gölgesi, Türkiye için hem bir tehdit hem de bir fırsat oluşturuyor. Türkiye, Suriye ve Irak'ta İran destekli gruplarla karşı karşıya; özellikle PKK'nın uzantısı olarak görülen gruplara verilen desteğin azalması için Tahran yönetimiyle diyalog yürütüyor. Ancak İran'ın bölgesel hâkimiyet çabaları, Türkiye'nin Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Akdeniz'deki stratejik çıkarlarıyla çatışıyor. Ankara, İran'ın nükleer programının askeri boyut kazanmasına karşı çıkarken, aynı zamanda enerji ithalatında Tahran'a bağımlılığını da sürdürüyor. Bu ikilem, Türk dış politikasını dengeli bir yaklaşıma zorluyor. Uzmanlar, Türkiye'nin bölgesel istikrar için İran'la işbirliği yapması gerektiğini, ancak İran'ın yayılmacı politikalarına karşı da caydırıcı bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguluyor.