İstanbul, 6 Eylül - Piyasaları sarsan ve Körfez'i daha geniş bir savaşın eşiğine getiren çatışmanın üzerinden altı ay geçti. ABD'nin askeri gücün başaramadığını ekonomik yollarla elde etmek için başlattığı benzeri görülmemiş yaptırım kampanyası, İran'ın elini zayıflatıyor. Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik avantajı, Washington'ın ekonomik kuşatma hamlesiyle aşınıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Altı ay önce bölgede yaşanan ve küresel enerji piyasalarını alt üst eden çatışma, İran ile Batı arasındaki gerilimi doruk noktasına taşımıştı. Çatışma sonrası dönemde Tahran, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidiyle elini güçlendirmeye çalıştı. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri bu dar geçitten geçiyor. Ancak ABD yönetimi, askeri müdahale yerine İran ekonomisini felç etmeyi hedefleyen kapsamlı bir yaptırım paketini devreye soktu.
Washington'ın yeni stratejisi, İran'ın petrol ihracatını neredeyse sıfıra indirmeyi, bankacılık sistemini uluslararası finans ağlarından tamamen koparmayı ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine giden mali kaynakları kurutmayı amaçlıyor. Bu yaptırımlar, İran'ın en büyük ticaret ortakları olan Çin ve Hindistan'a yönelik ikincil yaptırımlarla destekleniyor. ABD Hazine Bakanlığı, İran petrolünü taşıyan tankerlere ve bu ticarete aracılık eden şirketlere yönelik yaptırım listelerini genişletiyor.
İran ekonomisi üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Ülkenin para birimi riyal, son aylarda hızla değer kaybediyor. Enflasyon yüzde 50'nin üzerinde seyrediyor. İran Merkez Bankası'nın verilerine göre, döviz rezervleri kritik seviyelere geriledi. Tahran yönetimi, artan halk hoşnutsuzluğu ve ekonomik darboğazla mücadele ederken, Hürmüz kartını kullanma kabiliyeti de sınırlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin petrol ihracatının neredeyse tamamının geçtiği bir stratejik nokta. İran'ın bu geçidi kapatma tehdidi, küresel enerji güvenliği için en büyük risklerden biri olarak görülüyor. Ancak ABD'nin ekonomik yaptırımları, İran'ın bu tehdidi hayata geçirme maliyetini her geçen gün artırıyor. Tahran, boğazı kapatması halinde yalnızca askeri bir karşılıkla değil, aynı zamanda halihazırda kırılgan olan ekonomisinin tamamen çökmesiyle karşı karşıya kalabilir.
Bölgesel dengeler açısından, İran'ın zayıflaması Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin elini güçlendiriyor. Bu ülkeler, ABD'nin yaptırım stratejisini destekleyerek İran'ın bölgesel etkisini kırmayı hedefliyor. İsrail de İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri üzerindeki baskının artmasından memnun. Öte yandan, Çin ve Rusya, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalışsa da ABD yaptırımlarının ikincil etkilerinden kaçınmak için daha temkinli hareket ediyor.
Uluslararası petrol piyasaları, İran'ın devre dışı kalmasıyla ortaya çıkan arz açığını OPEC ve diğer üreticilerin artan üretimiyle dengeliyor. Ancak jeopolitik riskler, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açmaya devam ediyor. Uzmanlar, İran'ın ekonomik olarak köşeye sıkışmasının, Tahran'ı daha agresif adımlar atmaya itebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, bölgede yeni bir tırmanma riskini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip olması ve bölgesel ticaretin önemli bir parçası olması nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. ABD yaptırımları, Türkiye'nin İran ile olan enerji ve ticaret ilişkilerini zorlaştırıyor. Türkiye, İran'dan doğalgaz ithal ediyor ve yaptırımların hedef aldığı sektörlerde ticaret yapan Türk şirketleri risk altında. Öte yandan, İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin bölgedeki enerji koridorları ve güvenlik dengeleri açısından yeni fırsatlar ve riskler doğuruyor. Ankara, hem ABD ile ilişkilerini yönetmek hem de İran ile ekonomik bağlarını sürdürmek arasında hassas bir denge kurmak zorunda. Hürmüz'deki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini de tehdit edebilir.