İran’ın Amerika Birleşik Devletleri ile yürüttüğü nükleer müzakerelerde, Tahran’ın müzakere stratejisini belirleyen üç kilit siyasi figür öne çıkıyor: İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. Bu üç isim, İran’ın hem müzakere masasındaki tutumunu hem de iç siyasi dengeleri şekillendiriyor. Özellikle Hamaney’in nihai onayı olmadan hiçbir anlaşmanın yürürlüğe giremeyeceği bilinirken, Arakçi teknik müzakereleri yürütüyor, Kalibaf ise meclisteki muhafazakâr kanadın desteğini sağlıyor.
Liderlerin Rolü ve Müzakere Dinamikleri
İran’da devlet yapısı, dini liderlik ile cumhurbaşkanlığı arasında paylaştırılmış bir yetki dağılımına sahip. Ancak dış politika ve özellikle nükleer müzakereler gibi hayati konularda son söz Hamaney’e ait. Hamaney, ABD’ye karşı derin bir güvensizlik besliyor ve bu nedenle müzakerelerde maksimum taleplerle masaya oturulmasını istiyor. Dışişleri Bakanı Arakçi, eski nükleer müzakereci ekibin bir üyesi olarak teknik detaylara hâkim; ancak yetkisi Hamaney’in çizdiği kırmızı çizgilerle sınırlı. Meclis Başkanı Kalibaf ise muhafazakâr kanadı temsil ediyor ve meclisten geçecek herhangi bir anlaşmanın onaylanması için kilit rol oynuyor.
Müzakerelerdeki temel anlaşmazlık noktaları arasında uranyum zenginleştirme seviyesi, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın balistik füze programı yer alıyor. ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) tam erişim izni vermesini talep ederken, İran tüm yaptırımların kaldırılmasını ve füze programının müzakere dışı bırakılmasını istiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-ABD müzakereleri sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyen bir denklemin parçası. Anlaşma sağlanması halinde İran’ın ekonomik olarak rahatlaması ve bölgedeki nüfuzunu artırması beklenirken, başarısızlık durumunda tansiyonun yükselmesi ve İsrail ile Suudi Arabistan gibi ülkelerin de dahil olduğu daha geniş bir kriz riski bulunuyor. ABD’nin İran’a karşı ‘maksimum baskı’ politikası yerine diplomatik çözüm arayışı, Körfez ülkeleri tarafından dikkatle izleniyor. Avrupa Birliği ise arabuluculuk rolünü sürdürüyor, ancak ABD’nin tutumu belirleyici olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki müzakereleri yakından takip ediyor. İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin enerji ithalatı ve ticaret hacmi açısından olumlu bir gelişme olabilir. Ancak anlaşma sağlanamaması durumunda İran’ın istikrarsızlaşması, sınır güvenliği ve mülteci akını riskini artırabilir. Ayrıca, İran’ın bölgesel nüfuzu (Suriye, Irak, Yemen) Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla doğrudan ilişkili. Ankara, Tahran ile Moskova arasındaki yakınlaşmayı da dikkate alarak, hem ABD hem de İran ile dengeli bir diplomatik hat izlemeye özen gösteriyor.