Bağımsız araştırma kuruluşu Bellingcat, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik üç haftalık savaşında en az 80 polis karakolu veya kolluk kuvvetleri ile Basij paramiliter grubuna ait altyapının hasar gördüğünü veya tamamen yok edildiğini belirledi. Uzmanlara göre, bu saldırıların amacı İran'da iç güvenliği çökertmek ve ülkeyi yönetilemez hale getirmek. Bellingcat'ın uydu görüntüleri ve açık kaynak istihbaratına dayanan raporu, savaşın sivil altyapıya yönelik boyutunu gözler önüne seriyor.
Sistematik Hedef Seçimi: Polis Karakollarından Basij Merkezlerine
Raporda, Tahran, İsfahan, Şiraz ve Meşhed gibi büyük şehirlerdeki polis merkezlerinin yanı sıra kırsal bölgelerdeki jandarma karakollarının da vurulduğu belirtiliyor. Özellikle Basij gönüllü milis gücüne ait tesislerin yoğun şekilde hedef alındığı görülüyor. Basij, 1979 devriminden bu yana rejimin en sadık silahlı destekçilerinden biri olarak biliniyor. Uzmanlar, bu saldırıların sadece fiziksel hasar değil, aynı zamanda psikolojik bir savaş unsuru olduğunu vurguluyor. Polis ve Basij teşkilatının etkisiz hale getirilmesi, İran hükümetinin en büyük kriz anlarında bile sokak kontrolünü sağlamasını imkansız kılmayı amaçlıyor.
Bellingcat analistleri, hasar tespiti için yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini ve sosyal medyada paylaşılan videoları karşılaştırdı. Saldırıların çoğunun hassas güdümlü mühimmatlarla gerçekleştirildiği, ancak bazı bölgelerde büyük çaplı patlamaların sivil yapılara da zarar verdiği kaydedildi. Raporda, birçok polis karakolunun çevresindeki konut ve iş yerlerinde de ciddi hasar oluştuğu belirtiliyor.
Stratejik Bir Hamle: İran'ı İç Karışıklığa Sürüklemek
Uzmanlara göre, ABD ve İsrail'in İran'ın askeri tesislerinden ziyade kolluk kuvvetlerini hedef alması, uzun vadeli bir stratejiye işaret ediyor. Savunma analisti Michael Horowitz'e göre, İran'ın nükleer tesisleri ve askeri üslerine yönelik saldırılar caydırıcılık amaçlıyken, polis ve Basij altyapısının imhası rejimin iç kontrol mekanizmasını zayıflatmaya yönelik. Bu yaklaşım, İran'da olası bir halk ayaklanmasının önünü açmayı hedefliyor. Horowitz, "Polis ve Basij, rejimin en önemli baskı araçlarıdır. Bunları ortadan kaldırdığınızda, rejimin halkı kontrol etme kabiliyeti de yok olur" diyor.
İran yönetimi ise saldırıları "savaş suçu" olarak nitelendiriyor ve uluslararası topluma çağrıda bulunuyor. Ancak Batılı diplomatik kaynaklar, bu tür saldırıların savaş hukukunu ihlal etmediğini, çünkü polis karakollarının askeri hedef olarak kabul edilebileceğini savunuyor. Bellingcat raporu, uluslararası hukuk açısından tartışmalı bu noktayı da gündeme taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'da güvenlik altyapısının hedef alınması, Türkiye için ciddi bölgesel yansımalar taşıyor. Komşu ülkede olası bir iç karışıklık, Türkiye'nin güneydoğu sınırında istikrarsızlık riskini artırabilir. Ayrıca, bu durum İran'dan Türkiye'ye yönelik göç dalgalarını tetikleyebilir. Ekonomik olarak, İran'da artan güvensizlik, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, İran'ın zayıflaması bölgesel güç dengelerini değiştirebilir; Türkiye'nin Orta Doğu'daki konumu yeniden şekillenebilir. Bu gelişmeler, Türk dış politikasının dikkatle izlemesi gereken bir süreç olduğunu gösteriyor.