İran'da halk, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yeni saldırı planları hazırladığı yönündeki haberlerle endişeli bir bekleyiş içine girdi. Saldırıların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya ne zaman olacağına dair belirsizlik, ülkede yaygın bir korku ve tedirginlik yaratıyor. İranlılar, günlük yaşamlarını sürdürmeye çalışırken bir yandan da olası bir askeri müdahalenin getireceği yıkımı düşünüyor.
Arka Plan: Artan Gerilim ve Askeri Hazırlıklar
Son haftalarda ABD ve İsrail'den gelen açıklamalar, İran'a yönelik askeri seçeneklerin masada olduğunu gösteriyor. ABD yönetimi, İran'ın nükleer programını ve bölgesel faaliyetlerini gerekçe göstererek yeni yaptırımlar ve askeri baskı seçeneklerini değerlendiriyor. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı için hazırlık yapmakla suçlanıyor. Her iki ülkenin de ortak askeri tatbikatlar düzenlemesi ve istihbarat paylaşımını artırması, bölgede tansiyonu yükseltiyor.
İran hükümeti ise bu tehditlere karşı sert açıklamalarla yanıt veriyor. Devrim Muhafızları komutanları, her türlü saldırıya misliyle karşılık verileceğini ve bölgedeki ABD üslerinin ve İsrail'in hedef alınacağını belirtiyor. İran'ın balistik füze denemeleri ve askeri tatbikatları da caydırıcılık mesajı olarak yorumlanıyor. Ancak bu karşılıklı tehditler, İran sokaklarında yaşayan sıradan insanlar için daha büyük bir endişe kaynağı.
Uzmanlar, olası bir saldırının bölgesel istikrarı ciddi şekilde sarsacağı uyarısında bulunuyor. İran'ın geniş bir coğrafyada etkili olan vekil grupları aracılığıyla misilleme yapabileceği, bunun da Orta Doğu'da daha geniş çaplı bir çatışmaya yol açabileceği belirtiliyor. Ayrıca, İran'ın petrol ihracatının kesintiye uğraması küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara neden olabilir.
Tahran'da yaşayan bir üniversite öğrencisi, "Her an bir savaş çıkabilir mi? diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Derslerime odaklanamıyorum, ailem de çok endişeli" diyerek duygularını dile getiriyor. Bir esnaf ise "Ekonomik sıkıntılar zaten canımızı yakıyordu, şimdi bir de savaş korkusu eklendi. Ne olacağını bilmemek en kötüsü" şeklinde konuşuyor. Bu tür ifadeler, halkın psikolojik olarak da zor bir dönemden geçtiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Diplomasi ve Güç Dengesi
Uluslararası toplum, İran ile Batı arasındaki gerilimin azaltılması için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Avrupa Birliği ve bazı bölge ülkeleri, taraflar arasında arabuluculuk yapmaya çalışsa da şu ana kadar somut bir sonuç alınamadı. İran'ın nükleer anlaşmasına (JCPOA) geri dönüş müzakereleri de uzun süredir tıkanmış durumda. ABD'nin yaptırımları artırması ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması, güven ortamını zedeliyor.
Rusya ve Çin, ABD ve İsrail'in olası bir askeri müdahalesine karşı çıkıyor ve diplomatik çözüm çağrısı yapıyor. Ancak bu ülkelerin İran ile olan ekonomik ve askeri ilişkileri, Batı ile olan rekabetlerinin bir parçası haline gelmiş durumda. Bölgesel güçlerden Suudi Arabistan ve BAE ise İran'ın nükleer programından duydukları endişeyi dile getirirken, aynı zamanda olası bir çatışmanın kendi topraklarına sıçramasından korkuyor. Körfez ülkeleri, hem İran ile diyalog kanallarını açık tutmaya hem de ABD ile güvenlik işbirliğini güçlendirmeye çalışıyor.
Askeri uzmanlar, İran'ın dağlık coğrafyası ve dağınık nükleer tesislerinin bir saldırıyı zorlaştıracağını, ancak İsrail'in uzun menzilli yetenekleri ve ABD'nin hava gücüyle bu engelin aşılabileceğini belirtiyor. Yine de böyle bir operasyonun yüksek risk taşıdığı ve geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği vurgulanıyor. İran'ın bölgedeki vekilleri aracılığıyla yapacağı misillemeler, Lübnan'dan Yemen'e kadar geniş bir alanda istikrarsızlık yaratabilir.
İran halkı ise bir yandan ekonomik zorluklarla boğuşurken diğer yandan savaş tehdidiyle yaşamaya çalışıyor. Ülkede yaptırımlar nedeniyle ilaç ve gıda sıkıntısı had safhada. Olası bir saldırı, bu sıkıntıları daha da derinleştirebilir. Ancak İran yönetimi, dış tehditleri iç muhalefeti bastırmak için kullanma eğiliminde. Bu da halkın endişelerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Olası bir İran-ABD/İsrail çatışması, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi açısından ciddi riskler taşıyor. Öncelikle, Türkiye'nin doğu komşusu İran ile 560 kilometrelik sınırı bulunuyor; istikrarsızlık sınır güvenliğini ve mülteci akınlarını etkileyebilir. Enerji ithalatında İran'ın payı yüksek; petrol ve doğalgaz tedarikinde kesinti yaşanması ekonomik dengeleri bozabilir. Ayrıca, bölgesel çatışma, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırırken, NATO müttefiki ABD ile ilişkilerde de yeni gerilimlere yol açabilir. Türkiye, diplomasiye öncelik vererek tarafları diyaloğa teşvik etmeli ve olası bir savaşın önlenmesi için aktif çaba göstermelidir.