İran'da dini liderlik makamı, Ali Hamaney'in vefatının ardından oğlu Seyyid Mücteba Hamaney'e devredildi. Ancak uzmanlara göre, İran'ın siyasi sisteminde asıl güç, devletin en güçlü askeri-siyasi kurumu olan Devrim Muhafızları Ordusu'nun elinde bulunuyor. Mücteba Hamaney, babasının onlarca yıl süren iktidarı boyunca şekillendirdiği bir siyasi yapıyı devralmış olsa da, yeni düzenin gerçek mimarlarının, ülkenin bölgesel politikalarını ve iç siyasetini yönlendiren bu paramiliter güç olduğu belirtiliyor. Peki Devrim Muhafızları, Hamaney sonrası dönemde İran'ı nasıl yönetecek?
Gelişmenin arka planı: Humeyni sonrası güç geçişi ve Devrim Muhafızları'nın yükselişi
Ali Hamaney, 1989'dan bu yana İran'ın dini lideri olarak görev yapıyordu ve bu süreçte Devrim Muhafızları'nı hem askeri hem de ekonomik açıdan güçlendirerek, onları rejimin temel direği haline getirdi. Oğlu Mücteba Hamaney ise uzun yıllardır babasının danışmanı olarak görev yapmış ve rejimin iç işleyişine hakim biri olarak tanınıyordu. Ancak analistler, Mücteba'nın atanmasının, Devrim Muhafızları'nın onayı olmadan mümkün olmadığını vurguluyor. Nitekim İran'da dini liderin seçimi, Uzmanlar Meclisi tarafından yapılıyor ancak bu meclisin üyelerinin çoğu, muhafazakar kanada yakın isimlerden oluşuyor ve Devrim Muhafızları'nın etkisi altında.
Devrim Muhafızları, İran'da sadece askeri bir güç değil; aynı zamanda ülkenin en büyük ekonomik aktörlerinden biri. İnşaat, enerji, telekomünikasyon ve bankacılık gibi sektörlerde geniş bir yatırım ağına sahip olan bu örgüt, aynı zamanda ülkenin nükleer programı ve balistik füze geliştirme çalışmalarını da denetliyor. Yeni dönemde bu kurumun, dini liderin otoritesine rağmen kendi stratejik hedefleri doğrultusunda hareket edeceği tahmin ediliyor. Özellikle İsrail ile gerginlik, Suriye'deki varlık ve Yemen'deki Husilere destek gibi konularda, Devrim Muhafızları'nın daha bağımsız bir çizgi izlemesi bekleniyor.
Mücteba Hamaney'in liderliğinin ilk aylarında, Devrim Muhafızları'nın nüfuzunun daha da artması, rejim içinde istikrarsızlığa yol açabilir. Zira reformist kanat, Hamaney ailesinin sürekli olarak iktidarda kalmasına ve askeri yapının siyasete müdahalesine karşı çıkıyor. Ancak şu an için, muhafazakarlar ve Devrim Muhafızları arasındaki ittifak, Mücteba'nın konumunu sağlamlaştırmış görünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Devrim Muhafızları'nın dış politika yansımaları
Devrim Muhafızları'nın gücü, İran'ın dış politikasında da kendini gösteriyor. Özellikle Orta Doğu'da, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçler aracılığıyla yürütülen politikalar, doğrudan Kudüs Gücü ve Devrim Muhafızları komutanları tarafından belirleniyor. Yeni dönemde, bu birimlerin ABD ve İsrail'e karşı daha agresif bir tutum benimsemesi olası. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması gibi diplomatik girişimler, Devrim Muhafızları'nın çıkarlarına ters düştüğü için bu konuda ilerleme kaydedilmesi zor görünüyor. Ayrıca İran'ın Çin ve Rusya ile artan askeri işbirliği, Batı ile ilişkileri daha da germe potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'da Devrim Muhafızları'nın gücünün artması, Türkiye için çok boyutlu sonuçlar doğurabilir. Öncelikle, İran'ın bölgesel politikalarında daha sert bir çizgi benimsemesi, Suriye ve Irak'ta Türkiye ile çatışma riskini artırabilir, özellikle PKK/PYD varlığı konusunda. Ayrıca İran'ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesi, Türkiye'nin güvenlik algısını doğrudan etkiliyor. Ekonomik olarak ise İran'a yönelik yaptırımların artması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret hacmini olumsuz etkileyebilir. Bununla birlikte, İran'daki iç istikrarsızlık, göç dalgalarına yol açabileceği gibi, Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Doğu'da denge politikası izlemesini zorlaştırabilir. Türkiye'nin bu gelişmeler karşısında diplomatik kanalları açık tutması ve Devrim Muhafızları ile doğrudan çatışma riskini minimize etmesi önem taşıyor.