Nisan 2026'da ABD'nin İran'a yönelik saldırısının üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiş ve Körfez genelinde binlerce misilleme saldırısı yaşanmışken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (IRGC) ile bağlantılı bir sarraf ağını kapatma kararı aldı. İranlı döviz büroları ve paravan şirketlerden oluşan bu ağ, yıllardır uluslararası yaptırımları delmenin merkezinde yer alıyordu. Washington'un şahin politikalarına rağmen, İran'ın ekonomik direncini kırmak için kullanılan yaptırım rejimi, çatışma bölgelerinden çıkarılan altın ve döviz kaçakçılığı sayesinde işlevsiz kalıyor. Uzmanlar, yaptırımların başarısızlığının arkasında yapısal nedenler olduğunu belirtiyor: kayıt dışı finansal akışlar, müttefik ülkelerin çıkar çatışmaları ve alternatif ödeme sistemleri.
Sarraf Ağları ve Yaptırım Kaçakçılığının Ekonomi Politiği
İran, 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından geniş kapsamlı yaptırımlarla karşılaştı. Ancak Tahran yönetimi, geleneksel bankacılık sisteminden çıkarılmasına rağmen, BAE, Türkiye ve Irak gibi ülkelerdeki sarraf ağları üzerinden döviz ihtiyacını karşılamayı sürdürdü. Bu ağlar, genellikle altın ticaretiyle finanse ediliyor: İran'a uygulanan bankacılık kısıtlamaları, fiziksel altın transferini teşvik ediyor. Çatışma bölgelerinden (Suriye, Yemen, Irak) çıkarılan altın, İran üzerinden Körfez'e ve oradan küresel piyasalara ulaşıyor. BAE, bu ticaretin en önemli merkezi konumunda. Dubai'deki döviz büroları, İranlı paravan şirketler adına işlem yaparak yaptırımları deliyor.
Nisan 2026'daki kapatma operasyonu, ABD'nin baskısı sonucu gerçekleşti. Ancak bu tür müdahaleler genellikle geçici etki yaratıyor; ağlar kısa sürede yeni isimler ve yöntemlerle yeniden ortaya çıkıyor. İran Merkez Bankası'na bağlı döviz büroları, kripto para ve hawala gibi gayri resmi transfer sistemlerini kullanarak yaptırımları aşmayı başarıyor. Ayrıca, Çin ve Rusya'nın alternatif ödeme sistemleri (INSTEX benzeri yapılar) İran'a finansal alan açıyor. Bu da yaptırımların etkinliğini azaltıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Yaptırımların delinmesi, sadece İran'ın ekonomik hayatta kalma meselesi değil; aynı zamanda küresel finansal mimarinin bir sınavı. ABD, yaptırımları uygulamak için müttefiklerine baskı yapıyor, ancak BAE gibi ülkeler ticari çıkarları ile güvenlik ittifakları arasında sıkışıyor. BAE, bir yandan ABD ile savunma işbirliğini sürdürürken, diğer yandan İran ile ticari bağlarını tamamen koparmaya yanaşmıyor. Bu ikilem, yaptırım rejiminin tutarlılığını zayıflatıyor.
Çatışma altını, yaptırımların delinmesinde kilit rol oynuyor. Altın, taşınması kolay ve izlenmesi zor olduğu için yaptırım uygulanan ülkeler için ideal bir değer saklama aracı. İran, altın karşılığı petrol satarak veya doğrudan altın ithal ederek döviz kıtlığını aşıyor. Bu ticaretin büyük kısmı kayıt dışı; bu nedenle yaptırımların hedef aldığı finansal kurumlar kolayca baypas ediliyor.
Uzmanlar, yaptırımların başarısız olmasının üç temel nedeni olduğunu söylüyor: Birincisi, yaptırımların çok taraflı olmaması (Çin ve Rusya'nın katılmaması). İkincisi, İran'ın yaptırımlara karşı direnç geliştirmesi ve alternatif ticaret ağları kurması. Üçüncüsü, hedef ülkedeki ekonomik elitlerin yaptırımlardan kârlı çıkması; bu durum yaptırımların siyasi baskı yaratma amacını boşa çıkarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran yaptırımlarında hassas bir denge politikası izliyor. Bir yandan NATO müttefiki olarak ABD'nin yaptırım rejimine uyum baskısıyla karşılaşırken, diğer yandan İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürüyor. Türk bankaları, İran kaynaklı işlemlerde yaptırım riski nedeniyle sık sık inceleme altına alınıyor. 2026'daki BAE operasyonu, Türkiye'nin benzer bir baskıyla karşılaşabileceğini gösteriyor. Ancak Türkiye, İran ile ticaretini sürdürmek için milli ödeme sistemleri ve yerel para birimleriyle takas mekanizmaları geliştirmeye çalışıyor. Bu durum, Türkiye'nin ekonomik çıkarları ile Batı ittifakı arasındaki gerilimi artırabilir. Ayrıca, yaptırımların delinmesi, bölgede kayıt dışı ekonominin güçlenmesine ve terör finansmanına zemin hazırlayabilir; bu da Türkiye'nin güvenliğini dolaylı olarak etkiler.