İran Meclisi (İslami Şura Meclisi), ülkenin 'düşmanca medya' organlarıyla röportaj yapan kişilere yönelik yaptırımları daha da sıkılaştıran bir yasa tasarısını kabul etti. Taslak, yurt dışındaki İran karşıtı yayın kuruluşlarıyla iletişim halinde olan vatandaşlara hapis, para cezası ve meslekten men gibi cezalar öngörüyor. Ancak tasarının yürürlüğe girebilmesi için, ülkenin anayasal denetim organı olan Anayasa Koruyucuları Konseyi'nin onayı gerekiyor. Bu konseyin tasarıyı onaylayıp onaylamayacağı ise merak konusu.
Tasarının kapsamı ve içeriği
İran parlamentosunun alt kanadı tarafından kabul edilen tasarı, 'düşmanca medya' ile yapılan her türlü iş birliğini ve röportajı suç kapsamına alıyor. Yasa metnine göre, İran vatandaşlarının yanı sıra ülkede ikamet eden yabancılar da bu kapsamda değerlendirilecek. Tasarının öngördüğü cezalar arasında 5 ila 10 yıl arasında değişen hapis cezaları, yüksek miktarda para cezaları ve kamu görevlerinden süresiz men edilme yer alıyor. Ayrıca, suçun niteliğine göre sanıkların mal varlıklarına el konulması da söz konusu olabilecek.
Tasarının en dikkat çeken maddelerinden biri, 'düşmanca medya' tanımının geniş tutulması. Bu kapsamda, İran'ın resmi görüşlerine aykırı yayın yapan, İran aleyhine propaganda yapan veya ülkenin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan tüm medya kuruluşları 'düşmanca' olarak nitelendiriliyor. Muhalif İran medyası, sürgündeki muhalif grupların yayın organları ve hükümetin onaylamadığı uluslararası haber kuruluşları bu kapsamda değerlendirilebilir. Tasarının, yurt dışında yaşayan İranlı gazetecileri de hedef aldığı belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel bağlam
Bu gelişme, İran'da geniş çaplı protestoların ardından hükümetin muhalif sesleri susturmaya yönelik baskılarını artırdığı bir dönemde yaşanıyor. Son yıllarda ülkede birçok gazeteci ve aktivist, sosyal medya paylaşımları veya yabancı medyaya verdikleri röportajlar nedeniyle gözaltına alınmış, hapis cezalarına çarptırılmıştı. İran hükümeti, özellikle Farsça yayın yapan BBC Persian ve VOA Farsça servislerini 'düşmanca' olarak nitelendiriyor ve bu kuruluşlarla iletişimi yasaklıyor. Bu yasa tasarısının kabul edilmesi, İran'ın uluslararası alanda yetkililerle yapılan röportajlara ve İranlı muhaliflerin yurtdışındaki faaliyetlerine yönelik daha sert bir tutum sergileyeceğinin bir işareti olarak yorumlanıyor.
İran hükümeti, bu tür yasaları meşru savunma aracı olarak görürken, uluslararası insan hakları örgütleri ve Batılı ülkeler, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik artan baskılar İran'ın itibarını zedeliyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, İran'daki basın özgürlüğü kısıtlamalarına ilişkin sık sık endişelerini dile getiriyor. İran'ın nükleer müzakerelerde Batı ile gerilimli ilişkileri göz önüne alındığında, bu yasanın uluslararası toplumla ilişkileri daha da gerginleştirmesi bekleniyor. Ayrıca, İran'ın bölgesel etkisi göz önünde bulundurulduğunda, iç baskıların artması ülkenin dış politikasında da sertleşmeye yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu gelişme, Türkiye'nin komşusu olması nedeniyle doğrudan ilgi alanına giriyor. İran'da artan baskıcı politikalar, sınır güvenliği ve göç hareketleri üzerinden Türkiye'yi etkileyebilir. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticaret ve enerji iş birliği, İran'daki iç istikrarsızlıktan olumsuz etkilenme potansiyeline sahip. Türkiye, İran ile komşuluk ilişkilerini sürdürürken, ifade özgürlüğü ve insan hakları konularındaki farklı yaklaşımlar nedeniyle zaman zaman gerilimler yaşanabiliyor. Bu yasa, Türkiye'de faaliyet gösteren Farsça medya kuruluşlarını da etkileyebilir; ancak Türkiye'nin kendi basın özgürlüğü karnesi de uluslararası alanda eleştirildiğinden, Ankara'nın bu konudaki tavrı hassasiyetle izlenmektedir. Bu yasa tasarısının onaylanması halinde, bölgede medya üzerindeki baskıların artması, Türkiye'ye yönelik sığınmacı akışlarını hızlandırabilir ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerde yeni bir gerilim unsuru oluşturabilir.