İsrail ordusu, Cumartesi günü Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırılarında 11 kişiyi öldürdü. Bu saldırılar, Haziran ayında varılan ateşkes anlaşmasından bu yana barış müzakerelerine yönelik en büyük tehdit olarak nitelendiriliyor. Paris Amerikan Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Profesörü Ziad Majed, FRANCE 24'e verdiği demeçte, saldırıların müzakere sürecine olası etkilerini değerlendirdi. Prof. Majed, İsrail'in bu adımının, Lübnan'la devam eden diplomatik görüşmelerdeki hassas dengeleri bozabileceği uyarısında bulundu.
Saldırıların Arka Planı ve Bölgedeki Son Durum
İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik son saldırıları, bölgede zaten kırılgan olan ateşkesin sürdürülebilirliğine ilişkin ciddi endişeleri beraberinde getirdi. Haziran ayında imzalanan anlaşma, İsrail ile Hizbullah arasında yıllardır süren çatışmalara belirli bir süre ara verilmesini öngörüyordu. Ancak taraflar arasındaki güven ortamı, son dönemde artan ihlal iddialarıyla zedelenmiş durumda. Saldırının, özellikle sivil kayıplara yol açması, uluslararası toplumun tepkisini çekti ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde acil bir oturum talebine neden oldu.
Lübnan hükümeti, saldırıyı kınayarak İsrail'i ateşkesi ihlal etmekle suçladı ve uluslararası topluma arabuluculuk çağrısında bulundu. Öte yandan İsrail yönetimi, saldırıların Hizbullah'ın askeri kanadına yönelik olduğunu ve bu grupların ateşkes anlaşmasını ihlal ederek güneyde yeniden mevzilendiğini iddia etti. Bu iddialar, bölgedeki gerilimin bir kez daha tırmanma riskini artırıyor. Prof. Majed, İsrail'in bu tür eylemlerinin, müzakere masasında güç gösterisi yapma ve Lübnan'ı pazarlık pozisyonundan taviz vermeye zorlama amacı taşıyabileceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Müzakerelerin Geleceği ve Uluslararası Tepkiler
Bu saldırılar, sadece Lübnan'ı değil, tüm Ortadoğu'daki güç dengelerini etkileme potansiyeline sahip. ABD ve Fransa başta olmak üzere uluslararası aktörler, tarafları itidal çağrısı yaparken, İran'ın Hizbullah'a verdiği desteğin sürdüğü biliniyor. Uzmanlar, İsrail'in bu hamlesinin, İran'la yürütülen geniş çaplı müzakereleri de doğrudan etkileyebileceğini belirtiyor. Zira Tahran yönetimi, Lübnan'daki gelişmelere kayıtsız kalamayacağını geçmişte defalarca gösterdi.
Prof. Majed, saldırıların zamanlamasının dikkat çekici olduğunu, çünkü müzakere sürecinin kritik bir aşamada olduğunu ve İsrail'in bu adımla pazarlık gücünü artırmayı hedeflediğini söylüyor. Ayrıca, uluslararası kamuoyunun tepkisinin, İsrail'in gelecekteki eylemlerinde belirleyici olabileceği görüşünde. Avrupa Birliği, saldırıları kınarken, derhal ateşkesin tüm taraflarca uygulanması çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler ise bölgeye insani yardım ulaştırılması için acil koridor açılması yönünde çağrı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel güvenliği ve dış politikası açısından önemli bir sınamadır. Türkiye, Lübnan'ın egemenliğine saygı gösterilmesi ve bölgede istikrarın korunması yönündeki tutumunu defalarca dile getirmiştir. İsrail'in saldırıları, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusundaki gerilimleri de artırabilir. Ayrıca, Lübnan'daki siyasi istikrarsızlığın, Türkiye'nin Suriye politikasıyla bağlantılı olarak sığınmacı krizini derinleştirme riski bulunuyor. Ankara'nın, hem İsrail hem de Hizbullah ile diyalog kanallarını açık tutarak, çatışmanın yayılmasını önlemek için diplomatik girişimlerde bulunması beklenir. Türkiye, aynı zamanda bölgesel bir güç olarak, müzakere sürecinde daha aktif bir kolaylaştırıcı rol oynayabilir.