İran, uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini ve elindeki zenginleştirilmiş uranyum stoğunu başka bir ülkeye teslim etmeyeceğini açıkladı. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, uranyum zenginleştirmenin ülkenin nükleer programının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. İslami'nin bu açıklaması, Tahran'ın nükleer müzakerelerde geri adım atmayacağının en net göstergesi olarak yorumlandı.
Nükleer Programda Israr: Zenginleştirme Hakkı Ve Stok Teslimi Reddedildi
Muhammed İslami, başkent Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, "Uranyum zenginleştirme hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz ve zenginleştirilmiş uranyum stokumuzu hiçbir şekilde devretmeyeceğiz" dedi. İslami, bu hakkın İran'ın egemenliğinin bir parçası olduğunu ve uluslararası anlaşmalarla güvence altına alındığını belirtti. İran'ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğunu yineleyen İslami, ülkesinin nükleer silah üretme amacı taşımadığını savundu.
İslami'nin açıklamaları, İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan ve ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) sonrası yaşanan belirsizlik ortamında geldi. İran, ABD yaptırımlarının kaldırılması karşılığında nükleer programını sınırlamayı kabul etmişti. Ancak Washington'un anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koyması üzerine Tahran, anlaşma kapsamındaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldı. İran şu anda %60'a varan oranda uranyum zenginleştirme kapasitesine ulaşmış durumda; bu oran, nükleer silah üretimi için gereken %90'lık seviyeye oldukça yakın.
İran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stoğu, uluslararası nükleer denetim kuruluşu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından yakından izleniyor. IAEA, son raporlarında İran'ın stokunun önemli ölçüde arttığını ve denetimlerin kısıtlandığını bildirmişti. Batılı ülkeler, İran'ın nükleer programının askeri bir boyut kazanmasından endişe ediyor. İsrail ise İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak nitelendiriyor ve askeri seçeneği masada tutuyor.
Bölgesel Ve Küresel Dengeler: Müzakereler Çıkmazda
İran'ın bu açıklaması, Viyana'da yürütülen nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiği bir dönemde geldi. ABD yönetimi, İran'ın nükleer programını sınırlamaya yanaşmaması halinde ek yaptırımlar ve diplomatik baskıyı artıracağını belirtmişti. Avrupa Birliği ülkeleri ise diplomasi kanalının açık tutulması çağrısı yapıyor. Rusya ve Çin, İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması gerektiğini savunuyor ve nükleer anlaşmanın canlandırılması için çaba gösteriyor.
İran'ın zenginleştirme faaliyetlerini sürdürme kararı, Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer kapasitesini artırmasını kendi güvenliklerine tehdit olarak görüyor. Bu ülkeler, İran'ın nükleer programına karşılık kendi nükleer programlarını başlatma sinyali vermişti. Böyle bir gelişme, bölgede nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Uzmanlar, İran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stoğunu teslim etmeyi reddetmesinin, olası bir anlaşmada pazarlık kozu olarak kullanıldığını belirtiyor. İran, stokunu koruyarak nükleer eşik devleti konumunu sürdürmek ve gerektiğinde hızla silah üretme kapasitesine sahip olduğunu göstermek istiyor. Ancak bu durum, İsrail'in askeri müdahale tehdidini artırıyor ve bölgesel gerilimi yükseltiyor.
İran'ın nükleer programı, ülke ekonomisi üzerindeki ağır yaptırımların da merkezinde yer alıyor. ABD yaptırımları, İran'ın petrol ihracatını daraltmış, bankacılık sistemini izole etmiş ve enflasyonu yükseltmiş durumda. Tahran yönetimi, yaptırımların kaldırılması için nükleer programdan taviz vermeye sıcak bakmıyor; çünkü nükleer kapasiteyi ulusal gurur ve bağımsızlık sembolü olarak görüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programında geri adım atmaması, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika önceliklerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, komşusu İran'ın nükleer silah edinmesini istemiyor; zira böyle bir durum Orta Doğu'da nükleer yayılma riskini artırır ve Türkiye'yi de savunma stratejisini gözden geçirmeye zorlar. Öte yandan Türkiye, İran'a yönelik askeri bir müdahalenin bölgesel istikrarı bozacağını ve mülteci akınına yol açacağını düşünüyor. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümden yana tavır alıyor ve nükleer müzakerelerin canlandırılması için arabuluculuk yapabileceğini gösteriyor. İran ile ticari ilişkilerini sürdüren Türkiye, ABD yaptırımlarına rağmen enerji ve sınır ticareti konusunda denge politikası izliyor.