İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu'da 'bir bataklıkta tuzağa düştüğünü' belirterek, Washington'ın bölgedeki politikalarının başarısız olduğunu savundu. Açıklama, ABD ile İran arasındaki gerilimin arttığı ve nükleer anlaşmanın geleceğinin belirsizleştiği bir dönemde geldi. İranlı yetkili, Trump yönetiminin 'azami baskı' stratejisinin Tahran'ı izole etmek yerine bölgede istikrarsızlığa yol açtığını öne sürdü.
Arka Plan: ABD-İran Geriliminin Kökenleri
ABD-İran ilişkileri, 2018'de Trump'ın tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilmesi ve ardından yürürlüğe koyduğu yaptırımlarla hızla bozuldu. İran, anlaşmadan kalan taraflarla (Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin) ticaret mekanizmaları oluşturmaya çalışsa da, ABD yaptırımları İran ekonomisini ciddi şekilde sarstı. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak yanıt verdi ve nükleer programını genişletti. 2020'de ABD'nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi Bağdat'ta öldürmesiyle gerilim zirveye çıktı; İran, Irak'taki ABD üslerine füze saldırıları düzenledi.
Trump yönetimi, İran'ı 'azami baskı' ile masaya oturtmayı hedeflediğini söylese de, Tahran görüşmelere yanaşmadı. İran, ABD'nin önce yaptırımları kaldırmasını istedi. Bu karşılıklı sertlik, bölgesel vekalet savaşlarını da körükledi: Yemen'de Husiler, Lübnan'da Hizbullah, Irak ve Suriye'de çeşitli milis gruplar üzerinden İran ile ABD müttefikleri arasında dolaylı çatışmalar yaşandı. İranlı yetkilinin 'bataklık' ifadesi, ABD'nin Irak, Suriye ve Afganistan'daki uzun süreli askeri varlığını ve bu ülkelerdeki istikrarsızlığı kastediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın açıklaması, Orta Doğu'da artan tansiyonun bir yansıması. ABD, İsrail'in güvenliğini önceliklendirirken, İran'ın bölgesel nüfuzunu dengelamaya çalışıyor. Son dönemde İsrail ile İran arasında doğrudan çatışmalar yaşandı; Nisan 2024'te İran, İsrail'e yüzlerce füze ve insansız hava aracı gönderdi, İsrail de karşılık verdi. Bu olaylar, bölgesel bir savaş riskini artırdı. Ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin endişeler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporlarında da dile getiriliyor; İran'ın %60 saflıkta uranyum zenginleştirdiği biliniyor. Bu durum, İsrail ve ABD'yi askeri seçenekleri değerlendirmeye itiyor.
Küresel boyutta ise, Çin ve Rusya'nın İran ile artan işbirliği dikkat çekiyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve 2021'de imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşmasıyla ekonomik ve askeri bağlar güçlendi. Rusya ise İran ile askeri ve teknolojik işbirliğini derinleştirdi; İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı sağladığı iddia ediliyor. Bu gelişmeler, ABD'nin İran'ı izole etme çabalarını zorlaştırıyor. Avrupa Birliği ise nükleer anlaşmayı canlandırmak için diplomasiye ağırlık veriyor ancak ABD'nin tutumu nedeniyle ilerleme kaydedilemiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminde denge politikası izliyor. Bir yandan NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürürken, diğer yandan İran ile ekonomik ve enerji bağlarını koruyor. İran, Türkiye'nin önemli doğal gaz tedarikçilerinden biri; ayrıca sınır ticareti ve bölgesel istikrar açısından kritik. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve Güneydoğu sınırlarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, bölgede artan gerilimin diplomatik yollarla çözülmesini savunuyor ve nükleer anlaşmanın canlandırılması için çağrı yapıyor. Ayrıca, İran ile ABD arasında arabuluculuk potansiyeli taşıyor; ancak ABD'nin yaptırımları nedeniyle Türk şirketleri İran ile ticarette zorluk yaşıyor. Jeopolitik riskler, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve bölgesel istikrar politikaları açısından yakından takip edilmeli.