ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı askeri birlikler, İran ile artan gerilim nedeniyle aylardır en üst düzey alarmda kalıyor. 'Seviye 10' olarak tanımlanan bu teyakkuz hali, hem askerler hem de aileleri için ciddi bir stres kaynağı haline gelmiş durumda. Komutanlar, anında müdahale gerektiren bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirtirken, Pentagon süreci yeniden değerlendiriyor.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı, özellikle İran'ın nükleer programına yönelik artan endişeler ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yaşanan çatışmalar nedeniyle son iki yılda önemli ölçüde arttı. İran'ın, ABD'nin Irak'taki üslerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırıları, Washington'un askeri hazırlık seviyesini 'en yüksek alarm' olarak tanımlanan Seviye 10'a çıkarmasına neden oldu. Bu seviye, birliklerin her an, genellikle saatler içinde, herhangi bir yere konuşlandırılmaya hazır olmasını gerektiriyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'ndan (CENTCOM) bir yetkili, 'sürekli alarmda olmanın rutin bakım, eğitim ve aile hayatını neredeyse imkansız hale getirdiğini' söyledi. Konuşlandırılan birliklerin sayısı ve operasyonların sıklığı, personel üzerinde aşınma etkisi yaratıyor.
Özellikle Deniz Piyadeleri ve Özel Kuvvetler unsurları, bu 'bekle-gör' stratejisinin en ağır yükünü taşıyor. Askeri uzmanlar, bu tür bir teyakkuz halinin uzun vadede psikolojik travmaya, tükenmişliğe ve aile içi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Washington merkezli bir savunma düşünce kuruluşu olan Savunma Öncelikleri Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, 'Operasyonel hazırlık ile personelin refahı arasında bir denge kurulması şart' denildi.
Bölgesel veya küresel boyut
İran-ABD gerilimi yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, olası bir çatışmada kendi güvenliklerini tehdit altında görüyor. Irak, Yemen ve Suriye'deki vekil güçler aracılığıyla yürütülen savaş, bölgesel istikrarsızlığı derinleştiriyor. ABD'nin askeri teyakkuzu, İran'ın nükleer müzakerelerdeki pozisyonunu da etkiliyor; Tahran, baskı altında olduğu sürece daha uzlaşmaz bir tutum sergileyebilir. Öte yandan, Rusya ve Çin gibi küresel güçler, bölgedeki ABD askeri varlığını yakından izliyor. Çin, bu durumu kendi askeri modernizasyon programını hızlandırmak için bir argüman olarak kullanırken, Rusya ise Suriye'deki askeri varlığını pekiştiriyor. Petrol fiyatları, İran'a yönelik herhangi bir askeri hareketlilikte hızla yükselme potansiyeli taşıyor; bu da küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik askeri teyakkuzu, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, hem İran ile sınır komşusu hem de NATO üyesi olarak bu gerilimin ortasında yer alıyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin güneydoğusunda güvenlik risklerini artırabilir, enerji arzında kesintilere yol açabilir ve Irak ile Suriye'deki Türk askeri varlığını tehdit edebilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri yığınağı, Türkiye'nin kendi savunma stratejilerini gözden geçirmesine neden oluyor. Ankara, bir yandan NATO yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer yandan İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Bu durum, Türk dış politikasında denge arayışını daha da karmaşık hale getiriyor.