İran Dışişleri Bakanı Abbas Arabşi ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Orta Doğu'daki son gelişmeleri ve ikili ilişkileri görüşmek üzere telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşme, 2023 yılında Çin'in arabuluculuğuyla varılan ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesini sağlayan anlaşmanın ardından yürütülen üst düzey temasların son halkası oldu.
Görüşmenin Arka Planı
İran ve Suudi Arabistan, 2016 yılında Suudi Arabistan'ın Şii din adamı Nimr el-Nimr'i idam etmesinin ardından diplomatik ilişkilerini kesmişti. Mart 2023'te Pekin'de imzalanan anlaşma ile ilişkiler yeniden başladı. O tarihten bu yana iki ülke büyükelçiliklerini yeniden açtı ve karşılıklı üst düzey ziyaretler gerçekleştirildi. Arabşi ve Bin Ferhan daha önce de çeşitli vesilelerle bir araya gelmiş, bölgesel konularda istişarelerde bulunmuştu.
Son telefon görüşmesi, İran'ın nükleer programı müzakereleri, Yemen'deki ateşkes süreci ve Gazze'deki insani kriz gibi bölgesel dosyaların yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti. Diplomatik kaynaklar, görüşmede özellikle Gazze'ye yönelik saldırıların durdurulması ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılması konularının ele alındığını belirtiyor. Ayrıca iki bakanın, karşılıklı ziyaretlerin takvimi ve ortak komitelerin çalışmaları hakkında da görüş alışverişinde bulunduğu ifade ediliyor.
Suudi Arabistan'ın bölgesel politikasında son dönemde yaşanan yumuşama, Riyad'ın ekonomik dönüşüm programı kapsamında istikrar arayışıyla da örtüşüyor. İran ise yaptırımların etkisini hafifletmek ve bölgesel izolasyonunu kırmak için komşularıyla diyaloğu güçlendirmeye çalışıyor. Telefon görüşmesi, iki ülkenin farklı dosyalarda iş birliği yapma isteğini teyit ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-Suudi Arabistan yakınlaşması, Orta Doğu'nun güç dengeleri açısından stratejik öneme sahip. İki ülke, Yemen'den Irak'a, Lübnan'dan Suriye'ye kadar birçok çatışma bölgesinde farklı aktörleri destekliyor. Ancak son yıllarda özellikle Yemen'de ateşkesin korunması ve insani krizin hafifletilmesi konusunda ortak zemin oluştu. Suudi Arabistan, Husilerle doğrudan görüşmeler yürütürken İran'ın bu süreçte yapıcı rol üstlenmesi bekleniyor.
Görüşme, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltma eğiliminde olduğu ve Çin'in diplomatik etkisini artırdığı bir dönemde gerçekleşti. Pekin, hem İran hem de Suudi Arabistan ile güçlü ekonomik ilişkilere sahip ve bölgesel istikrarın korunmasında çıkar sahibi. Çin arabuluculuğuyla varılan anlaşmanın sürdürülmesi, Pekin'in Orta Doğu'daki arabuluculuk rolünü pekiştiriyor. Öte yandan görüşme, İran'ın nükleer müzakerelerde Batı ile yaşadığı tıkanıklıkta bölgesel destek arayışının bir parçası olarak da okunabilir.
Uzmanlar, İran-Suudi diyaloğunun kalıcı olması için somut adımların atılması gerektiğini vurguluyor. Ticaret, yatırım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin derinleşmesi, bölgesel gerilimin azalmasına katkı sağlayabilir. Ancak iki ülke arasındaki güven açığı ve bölgesel vekil savaşları, ilişkilerin normalleşmesini kırılgan kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler yürüten bir ülke olarak bu yakınlaşmayı yakından takip ediyor. Ankara, bölgesel istikrarın güçlenmesini ve ekonomik iş birliğinin artmasını olumlu karşılıyor. Suudi Arabistan ile savunma sanayii ve ticaret anlaşmaları, İran ile ise sınır güvenliği ve enerji iş birliği bulunan Türkiye için iki ülke arasındaki diyaloğun sürmesi, bölgesel gerilimin azalmasına ve Türk ekonomisine olumlu yansıyabilir. Ayrıca Türkiye, Gazze krizi başta olmak üzere bölgesel konularda İran ve Suudi Arabistan ile eşgüdüm içinde hareket etme imkânı bulabilir.