İran'ın güneydoğusundaki Bemani bölgesinde, devam eden askeri çatışmalar sırasında su tesislerine yönelik saldırılar, uluslararası hukuk uzmanlarına göre savaş suçu teşkil edebilir. Saldırılar sonucunda, bölgede yaşayan yaklaşık 20 bin kişinin ana su kaynağı olan baraj ve pompa istasyonları ağır hasar aldı. Uzmanlar, Cenevre Sözleşmeleri'ne atıfta bulunarak, sivil altyapıya yönelik bu tür saldırıların, özellikle de ülkenin tarihinin en büyük kuraklıklarından birini yaşadığı bir dönemde gerçekleşmesinin, uluslararası insancıl hukukun açık ihlali olduğunu belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Bemani bölgesi, İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletinde yer alıyor. Bu bölge, ülkenin en kurak alanlarından biri olarak biliniyor ve yıllardır süren kuraklık, su kaynaklarını kritik seviyeye düşürmüştü. Saldırıda hedef alınan su altyapısı, sadece içme suyu sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bölgedeki tarımsal faaliyetler için de hayati önem taşıyor. Uzmanlara göre bu saldırı, sivil halkın temel ihtiyaçlarını hedef alarak, zaten kırılgan olan durumu daha da kötüleştiriyor. Cenevre Sözleşmeleri'nin Ortak 3. Maddesi ve Ek Protokoller, sivil nüfusun hayatta kalması için gerekli olan nesnelerin – su tesisleri dahil – saldırıya uğramasını yasaklıyor. Bu tür eylemler, savaş suçu olarak kabul edilebiliyor.
Guardian gazetesinin haberine göre, saldırının tam olarak ne zaman ve kim tarafından gerçekleştirildiği henüz netlik kazanmış değil. Ancak bölgede devam eden çatışmaların tarafları arasında ABD ve müttefikleri ile İran destekli milis gruplar yer alıyor. Saldırının ardından bölgedeki su krizi daha da derinleşti. Yardım kuruluşları, su kıtlığı nedeniyle hastalık salgını riskine karşı uyarıda bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü, temiz suya erişimin kesilmesinin kolera ve tifo gibi su kaynaklı hastalıkları tetikleyebileceği konusunda uyarılarda bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'daki su altyapısına yönelik saldırılar, sadece insani bir felaket yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. İran, Ortadoğu'da su kaynakları üzerinden çatışmaların yaşandığı bir coğrafyada yer alıyor. Ülkenin sınır aşan suları, özellikle Hirmand Nehri üzerinden Afganistan ve Pakistan ile ilişkilerinde hassas bir konu. Bu tür saldırılar, bölge ülkeleri arasındaki su paylaşımı anlaşmazlıklarını daha da tırmandırabilir. Ayrıca, saldırının savaş suçu olarak nitelendirilmesi, uluslararası toplumda yeni bir tartışma başlatmış durumda. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, bu tür eylemleri kınarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin konuyu soruşturup soruşturmayacağı merak ediliyor. Öte yandan, benzer su altyapısı saldırılarının, Suriye, Yemen ve Ukrayna gibi diğer çatışma bölgelerinde de yaşandığı hatırlatılıyor. Bu durum, sivil altyapının silahlı çatışmalarda hedef alınmasının küresel bir sorun haline geldiğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, su kaynaklarının paylaşımı konusunda, özellikle Fırat ve Dicle nehirleri üzerinden komşuları Irak ve Suriye ile uzun yıllardır süren bir diyalog içinde. İran'daki bu saldırı, su altyapısının çatışma bölgelerinde ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye'nin de sınır ötesi operasyonlarında su tesislerini hedef almaktan kaçınan bir politika izlemesi, uluslararası hukuka uyumu açısından önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede arabulucu rolü üstlendiği İran ile ilişkileri düşünüldüğünde, bu tür insani krizlerin bölgesel istikrara olan etkisi, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika çıkarlarını da doğrudan ilgilendiriyor.