ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik politikaları, ülkeyi yeni bir çatışma sarmalına sürüklerken, eski başkanların Irak ve Afganistan'da düştüğü sonsuz savaş tuzağının benzer bir şekilde tekrarlanabileceği endişesi artıyor. Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı azami baskı politikasını sürdürürken, askeri seçeneklerin dışlanmadığı sinyalleri veriyor. Ancak geçmişte Irak'ta 2003 işgalinden sonra yaşanan uzun süreli işgal ve Afganistan'daki 20 yıllık savaş, ABD'nin Ortadoğu'da sürdürülebilir bir askeri başarı elde edemediğini gösteriyor. Trump, kampanyasında savaşlara son verme vaadiyle çıkmıştı, ancak İran'a yönelik sert söylem ve eylemleri, ülkeyi daha geniş bir bölgesel çatışmaya çekme riski taşıyor. İran'ın jeopolitik önemi, enerji kaynaklarına yakınlığı ve bölgedeki vekil güçleri, Washington için Irak ve Afganistan'dan çok daha karmaşık bir denklem oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetiminin İran'a yönelik izlediği maksimum baskı stratejisi, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik izolasyondan oluşsa da, zaman zaman askeri güç kullanım tehdidini de içeriyor. 2020 yılında Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, ABD-İran gerginliğini bir adım öteye taşımış, Tahran'ın Basra Körfezi'nde ve Irak'ta misilleme yapacağına dair korkuları artırmıştı. Ancak henüz doğrudan bir savaş yaşanmasa da, iki ülke arasındaki vekalet savaşları Yemen, Suriye ve Irak'ta devam ediyor. Uzmanlar, Trump'ın daha önce Irak ve Afganistan'da deneyimlenen ‘sonsuz savaş’ tuzağına İran'da da düşebileceğini, ancak bu kez savaşın daha geniş bir bölgesel boyut kazanacağını vurguluyor. ABD'nin İran'a yönelik herhangi bir büyük çaplı askeri müdahalesi, Hizbullah ve diğer vekil güçler aracılığıyla İsrail ve Suudi Arabistan'ı da içine çekebilecek bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran, sahip olduğu nükleer programı ve balistik füzeleriyle sadece ABD için değil, bölge ülkeleri için de ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Ancak askeri bir çatışma, İran'ın nükleer programını tamamen durdurmakta başarısız olması bir yana, ülkeyi nükleer silah geliştirmeye daha da itebilir. Ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel petrol arzını ciddi şekilde etkileyebilir. Trump yönetimi, İran'ı caydırmak için askeri yığınak yaparken, bu durum bölgedeki müttefikleriyle de görüş ayrılıklarına yol açıyor. Avrupa ülkeleri ve İslam dünyasının bir kısmı, diplomasi yoluyla çözümden yana tavır alırken, Washington'un sertlik yanlısı politikası bölgesel istikrarsızlığı daha da derinleştirme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ekonomik ve enerji alanında önemli ilişkilere sahip. ABD-İran çatışması, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir ve doğal gaz ile petrol fiyatlarında ani yükselişe neden olabilir. Ayrıca, Irak ve Suriye'deki vekalet savaşları, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Ankara, hem ABD hem de İran ile dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışırken, olası bir askeri müdahale Türkiye'yi zor bir pozisyonda bırakabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir göç dalgasına da yol açabileceğinden, bu gelişmeler Türkiye için yakından izlenmesi gereken bir konu.