İngiliz-Hollanda merkezli enerji devi Shell, İran'daki savaşın küresel enerji arzını tehdit etmesiyle birlikte petrol fiyatlarındaki keskin yükselişin de etkisiyle kârını ikiye katladığını açıkladı. Şirketin üçüncü çeyrek net kârı, geçen yılın aynı dönemine göre %102 artışla 6,2 milyar dolara ulaştı. Bu artışta, jeopolitik risklerin petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) fiyatlarını küresel çapta yukarı çekmesi belirleyici oldu. Özellikle dünya ham petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı'na yönelik tehditler, piyasalarda arz kesintisi endişelerini körükledi ve fiyatları son ayların en yüksek seviyelerine taşıdı.
Hürmüz Boğazı'nın gölgesinde rekor kârlar
İran'ın, BM ve ABD yaptırımlarına rağmen sürdürdüğü nükleer programına ilişkin artan gerilim, geçtiğimiz haftalarda sıcak çatışmaya dönüştü. İsrail'in İran topraklarına düzenlediği misilleme saldırıları ve Tahran yönetiminin misilleme tehditleri, bölgedeki enerji altyapısını hedef alabileceği endişelerini artırdı. Bu kapsamda Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ihtimali, küresel enerji piyasalarında adeta bir kabus senaryosu olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi büyük üreticilerin ihracatının büyük bölümünü bu dar boğazdan yapması, herhangi bir aksamanın fiyatları astronomik seviyelere taşıyabileceği anlamına geliyor.
Shell'in finansal sonuçları, bu belirsizlik ortamının enerji şirketlerinin kasalarını nasıl doldurduğunu gözler önüne seriyor. Şirketin Upstream (üretim) birimi, ortalama gerçekleşen ham petrol fiyatının varil başına 89 dolara yükselmesiyle güçlü bir performans sergiledi. Aynı dönemde LNG fiyatları da Asya ve Avrupa'da artan talep ve arz güvenliği endişeleriyle yükseliş kaydetti. Shell CEO'su Wael Sawan, yaptığı açıklamada, "Jeopolitik belirsizliklerin devam ettiği bir ortamda operasyonel mükemmelliğimizi ve mali disiplinimizi koruyarak güçlü sonuçlar elde ettik" ifadelerini kullandı.
Küresel enerji piyasalarında yeni denge arayışı
İran savaşının enerji piyasalarına etkisi yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor. Küresel LNG ticaretinin de kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'ndaki riskler, özellikle Avrupa ve Asya'daki alıcıları alternatif tedarik kaynaklarına yönlendiriyor. Katar, dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri olarak konumunu güçlendirirken, ABD ve Doğu Afrika'dan gelen sevkiyatlar da önem kazanıyor. Uzmanlar, çatışmanın uzaması halinde petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkabileceğini, bunun da küresel enflasyonu yeniden alevlendirebileceğini belirtiyor.
Bu gelişmeler, merkez bankalarının faiz indirim beklentilerini de gölgeliyor. Analistler, artan enerji maliyetlerinin tüketici fiyatlarına yansıyacağını ve büyüme üzerinde baskı oluşturacağını ifade ediyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve ABD Merkez Bankası (Fed) yetkilileri, enerji fiyatlarındaki oynaklığa karşı temkinli bir duruş sergiliyor. Öte yandan, yüksek enerji fiyatlarının fosil yakıt şirketlerine yaradığı, ancak yenilenebilir enerji yatırımlarını da teşvik ettiği gözlemleniyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), krizin enerji dönüşümünü hızlandırabileceğini ancak kısa vadede küresel ekonomik görünüm üzerindeki risklerin arttığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithalatla karşılayan bir ülke olarak, İran savaşının yol açtığı enerji fiyatlarındaki artıştan doğrudan etkileniyor. Petrol ve doğal gaz ithalatına bağımlılığı, cari açık üzerinde baskı oluştururken, artan maliyetler enflasyonu da tetikleyebilir. Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, alternatif tedarik yollarının ve kaynaklarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Rusya ve Azerbaycan'dan gelen hatların yanı sıra, Doğu Akdeniz'deki doğal gaz rezervleri Türkiye için stratejik önem taşıyor. Bu kriz, Türkiye'nin enerji bağımsızlığı hedefini güçlendirirken, bölgesel istikrarın sağlanmasının ekonomik çıkarları için ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.