Kongre Bütçe Ofisi (CBO), 15 Eylül'de yayımladığı raporunda, İran ile yaşanan çatışmanın Savunma Bakanlığı'na 1 Ağustos itibarıyla yaklaşık 38 milyar dolara mal olduğunu tahmin etti. Raporda, askeri operasyonların ötesindeki sonuçlara da dikkat çekildi: tükenen füze savunma stokları ve yükselen enerji fiyatları. 2026 ara seçimleri yaklaşırken, savaşın ekonomik yansımaları Amerikan siyasetinin merkezine yerleşmiş durumda.
Askeri Harcamalar ve Stok Eriten Çatışma
CBO'nun raporu, İran ile doğrudan askeri angajmanın ABD Savunma Bakanlığı bütçesinde ciddi bir yük oluşturduğunu gösteriyor. 38 milyar dolarlık maliyet, yalnızca mühimmat ve yakıt giderlerini değil, aynı zamanda bölgedeki askeri varlığın idamesi, istihbarat faaliyetleri ve müttefiklere sağlanan destek kalemlerini de kapsıyor. Raporda özellikle füze savunma stoklarının kritik seviyelere indiği vurgulanıyor. ABD'nin Patriot ve THAAD sistemleri için ayrılan interceptör füzelerinin önemli bir kısmının İran kaynaklı tehditlere karşı kullanıldığı ve üretim hattının bu hızı yakalamakta zorlandığı belirtiliyor. Bu durum, ABD'nin hem İran hem de diğer potansiyel tehditlere karşı hazırlık düzeyini sorgulatıyor.
Enerji fiyatlarındaki artış ise savaşın dolaylı bir maliyeti olarak öne çıkıyor. Basra Körfezi'ndeki istikrarsızlık, küresel petrol arzında dalgalanmalara yol açarak akaryakıt fiyatlarını yukarı çekti. ABD'de benzin fiyatlarının seçmen davranışı üzerindeki etkisi bilinirken, bu durum ara seçimler öncesinde iktidar partisi için siyasi bir risk oluşturuyor.
Rapor, savaşın insani ve diplomatik boyutlarına değinmiyor; ancak askeri harcamaların federal bütçe üzerindeki baskısı, diğer kamu hizmetleri ve altyapı yatırımları için ayrılan kaynakları daraltabilir. Savunma Bakanlığı'nın ek bütçe talepleri, Kongre'de zaten kutuplaşmış olan bütçe müzakerelerini daha da zorlaştırabilir.
Seçim Öncesi Siyasi Hesaplar
2026 ara seçimlerine giden süreçte, İran savaşının maliyeti her iki partinin de kampanya malzemesi haline gelmiş durumda. Muhalefet, savaşın “gerekli olup olmadığını” ve yönetimin stratejisini sorgularken; iktidar kanadı, ulusal güvenlik gerekçeleriyle harcamaları savunuyor. Kamuoyu yoklamaları, seçmenlerin önemli bir bölümünün “sonsuz savaşlar”dan yorgun olduğunu gösteriyor. Ekonomik veriler, enflasyon ve enerji fiyatları üzerinden seçmenin gündemine girerken, İran savaşının faturası da bu tabloyu ağırlaştırıyor.
Savunma sanayii hisseleri savaş döneminde prim yaparken, genişleyen bütçe açığı ve borçlanma ihtiyacı faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu durum, konut kredisi ve tüketici kredisi maliyetlerini artırarak orta sınıfın alım gücünü zayıflatıyor. Dolayısıyla savaşın ekonomiye etkisi, yalnızca savunma harcamalarıyla sınırlı kalmıyor; makroekonomik dengeler üzerinden geniş kitlelere yayılıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin İran ile artan gerilimi, Orta Doğu'da güç dengelerini sarsıyor. İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi bölge ülkeleri, ABD'nin füze savunma şemsiyesine daha fazla güvenmek zorunda kalırken, Washington'un Asya-Pasifik'e kaydırılması planlanan kaynakların bir kısmı yeniden Orta Doğu'ya yönlendiriliyor. Bu durum, Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarına alan açabilir.
Küresel enerji piyasaları açısından, İran savaşının uzaması petrol arz güvenliğini tehdit ediyor. OPEC+ ülkelerinin üretim politikaları, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve Hürmüz Boğazı'ndaki riskler, petrol fiyatlarında oynaklığı artırıyor. Avrupa ve Asya ekonomileri, enerji ithalatına bağımlılıkları nedeniyle bu dalgalanmalardan olumsuz etkileniyor.
NATO içinde de farklı sesler yükseliyor: Avrupalı müttefikler, ABD'nin İran politikasını sorgularken, ittifakın güney kanadındaki güvenlik mimarisi yeniden tartışılıyor. ABD'nin tek taraflı askeri angajmanları, transatlantik ilişkilerde yeni çatlaklar yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki çatışmanın derinleşmesi, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. Savaşın uzaması, doğalgaz ve petrol tedarikinde kesinti riskini artırabilir, enerji fiyatlarını yukarı çekebilir. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, PKK/YPG gibi aktörlerin hareket alanını genişletebilir. Türkiye, bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini dengelemek, diğer yandan İran ile komşuluk ilişkilerini yönetmek zorunda. Olası bir mülteci dalgası ve ticaret yollarının aksaması, Türkiye'nin ekonomik kırılganlığını artırabilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözüm arayışlarını desteklemeli ve bölgesel diyalog mekanizmalarında aktif rol almalı.