Abu Dabi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) küresel bir dijital altyapı ve yapay zeka (YZ) merkezine dönüştürme hedefi, İran ile yaşanan savaşın ardından ciddi bir baskı altına girdi. “BAE Yapay Zeka Stratejisi 2031” olarak adlandırılan bu iddialı plan, ülkenin petrol sonrası dönemde ekonomik çeşitlendirme ve teknolojik liderlik vizyonunun temel taşını oluşturuyor. Ancak bölgedeki artan jeopolitik gerilimler, yabancı yatırımcıların güvenini sarsarken, lojistik zincirlerdeki aksamalar ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar da projelerin fizibilitesini tehdit ediyor. BAE, daha önceki krizlerde gösterdiği iş direnci ve hızlı uyum yeteneğiyle tanınsa da, İran savaşının yarattığı belirsizlik ortamı bu kez daha büyük bir sınav oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı: Stratejiden Krize
BAE, 2017 yılında ilk Yapay Zeka Bakanı’nı atayarak bu alandaki iddiasını ortaya koymuştu. Strateji kapsamında eğitim, sağlık, ulaşım ve kamu hizmetlerinde YZ entegrasyonu hedeflenirken, Abu Dabi merkezli teknoloji şirketleri ve uluslararası ortaklıklarla büyük veri merkezleri kuruldu. Microsoft, IBM ve Google gibi devlerin bölgeye yatırım yapmasıyla BAE, Orta Doğu’nun Silikon Vadisi olma yolunda ilerliyordu. Ancak İran’la yaşanan savaş, Körfez bölgesindeki tüm ekonomik planları sekteye uğrattı. Özellikle İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tehdit etmesi, BAE’nin enerji ithalatını ve ihracatını riske atarken, yabancı teknoloji şirketlerinin personel güvenliği endişeleri de yatırım kararlarını geciktiriyor. Üstelik savaşın getirdiği sigorta primlerindeki artış ve navlun maliyetleri, veri merkezi inşaatlarını daha pahalı hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Direnç mi, Kırılganlık mı?
BAE yönetimi, kriz anlarında hızlı karar alma ve ekonomiyi canlı tutma konusunda deneyimli. 2008 küresel finans krizi ve 2020 pandemisi sırasında gösterdiği esneklik, uluslararası yatırımcılara güven vermişti. Ancak İran savaşı, doğrudan bir askeri çatışmanın ekonomik etkilerini beraberinde getiriyor. BAE, ABD ve İsrail ile askeri iş birliğini artırırken, bir yandan da Çin ve Rusya ile ticari ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor. Bu denge politikası, YZ stratejisinin finansmanında kullanılan egemen fonların (ADQ, Mubadala) portföylerini de etkiliyor. Küresel ölçekte ise Körfez’deki bu çatışma, veri merkezlerinin coğrafi dağılımı konusunda yeni bir tartışma başlattı: Tek bir bölgeye aşırı bağımlılık, jeopolitik riskleri artırıyor. Bu nedenle Singapur, Malezya ve İrlanda gibi alternatif merkezler öne çıkarken, BAE’nin cazibesi azalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. BAE’nin YZ yatırımlarındaki yavaşlama, Türkiye’nin teknoloji üssü olma hedefinde rekabet avantajı sağlayabilir. Ancak İran savaşının bölgesel istikrarsızlığı artırması, Türkiye’nin enerji ticaret yollarını ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri de etkiliyor. Türkiye’nin savunma sanayiindeki YZ uygulamaları ve kamu dijital dönüşüm projeleri, BAE’nin yaşadığı krizden ders çıkararak daha dayanıklı bir altyapı kurabilir. Öte yandan, Körfez sermayesinin Türkiye’ye yönelme ihtimali, özellikle teknoloji girişimleri için yeni bir finansman kaynağı oluşturabilir. Türk dış politikasının bu süreçte dengeleyici bir rol üstlenmesi, hem bölgesel barışı hem de ekonomik çıkarları korumak açısından kritik önem taşıyor.