İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaş, altı ayı geride bırakırken çatışmanın maliyeti ABD'li vergi mükellefleri için kişi başına 1.100 dolara ulaştı. Uzmanlar, Tahran yönetiminin uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığını ve iç cephedeki olası huzursuzlukları bastırmaya odaklandığını belirtiyor. Savaşın bölgesel dengeleri ve küresel güvenliği derinden etkilediği bir dönemde, İran'ın karar mekanizmalarında ordu ve din adamlarının ağırlığı giderek artıyor.
Çatışmanın altı ayı: maliyetler ve stratejik hesaplar
ABD merkezli düşünce kuruluşlarının yaptığı hesaplamalara göre, İran'a yönelik askeri operasyonlar ve artan güvenlik önlemleri, Amerikan bütçesine altı ayda yüz milyarlarca dolarlık ek yük getirdi. Bu maliyet, eğitim, sağlık ve altyapı gibi temel harcamalardan kaydırılan kaynaklar anlamına geliyor. Vergi mükellefi başına 1.100 dolarlık yük, Başkan Donald Trump yönetiminin savunma harcamalarındaki artışın ve bölgeye sevk edilen askeri teçhizatın doğrudan bir sonucu olarak görülüyor.
ABD Savunma Bakanlığı verilerine göre, İran'a yönelik hava saldırıları, deniz ablukası ve füze savunma sistemlerinin devreye alınması gibi operasyonların maliyeti aylık ortalama 8 milyar doları buluyor. Ayrıca, Basra Körfezi'nde konuşlu uçak gemisi görev grupları ve müttefik ülkelerdeki askeri üslerin güçlendirilmesi için ek kaynaklar ayrıldı. Pentagon yetkilileri, çatışmanın süresinin uzaması durumunda maliyetin daha da artacağını kabul ediyor.
İran tarafında ise durum farklı işliyor. Ekonomik yaptırımlar ve petrol ihracatındaki kısıtlamalara rağmen Tahran, askeri harcamalarını sürdürebilmek için kaynaklarını seferber etmiş durumda. Devrim Muhafızları Ordusu'nun kontrolündeki şirketler, savunma sanayii ve artan yerli üretim kapasitesi ile savaş ekonomisi yürütülüyor. İran liderliği, mevcut konjonktürde geri adım atmanın rejim için varoluşsal bir tehdit oluşturacağının farkında.
İran'da yönetim kilitlendi: askerler ve din adamları belirleyici
Altı aylık savaş, İran'ın siyasi yapısını derinden etkiledi. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in mutlak otoritesi altında, karar alma süreçleri giderek dar bir çevreye indirgenmiş durumda. Devrim Muhafızları Ordusu komutanları ve muhafazakar din adamları, diplomatik çözüm arayışlarından ziyade askeri direnişi ön planda tutuyor. Gözlemciler, bu durumun savaşın uzamasına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Hamaney'in son yaptığı açıklamalarda 'ABD'nin bölgeden atılması' vurgusu, İran'ın müzakere masasına oturma niyetinde olmadığını gösteriyor. Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Hüseyin Selami ve Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani gibi isimler, savaşın yönetiminde öne çıkan figürler. Bu generaller, İran'ın füze programı, insansız hava aracı teknolojisi ve vekil güçler ağıyla ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik bir savaş yürütüyor.
İç cephede ise rejim, olası halk ayaklanmalarını bastırmak için yoğun güvenlik önlemleri aldı. Sıkıyönetim uygulamaları, internet kesintileri ve muhalif seslerin susturulması dikkat çekiyor. Ekonomik zorluklar, artan fiyatlar ve işsizlik, toplumsal huzursuzluğu körükleyebilecek faktörler. Ancak yönetim, güvenlik güçleri ve istihbarat teşkilatıyla bu riskleri kontrol altında tutmaya çalışıyor.
Savaşın bölgesel ve küresel yansımaları
İran-ABD çatışması, Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini yeniden şekillendirdi. Basra Körfezi'ndeki petrol ticaretinin akışı kesintiye uğrarken, dünya enerji piyasalarında belirsizlik hakim. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki ülkeler, İran'ın misilleme saldırılarına karşı hava savunma sistemlerini güçlendirdi. İsrail ise İran'ın nükleer programına yönelik olası bir askeri harekât için ABD ile koordinasyon içinde.
Öte yandan Rusya ve Çin, İran'a verdiği diplomatik destekle ABD karşısında bir denge unsuru oluşturuyor. Moskova ve Pekin, BM Güvenlik Konseyi'nde İran aleyhine kararların çıkmasını engelliyor. Bu durum, savaşın küresel güç mücadelesine dönüştüğüne işaret ediyor. Ayrıca İran'ın istikrarsızlaştırıcı politikaları, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçler üzerinden bölgeyi etkilemeye devam ediyor.
Sivil kayıpların sayısı giderek artıyor; insani yardım kuruluşları bölgede büyük bir krizle karşı karşıya olduklarını aktarıyor. Tahran'ın füze saldırılarına karşı ABD'nin hava savunma sistemleri bazı sivilleri korurken, İran'ın misillemeleri nedeniyle sivil altyapı da hedef alınıyor. Birleşmiş Milletler, taraflara ateşkes çağrısı yapıyor ancak şu ana kadar kalıcı bir çözüm bulunamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD çatışmasının uzaması, Türkiye için doğrudan güvenlik ve ekonomi riskleri barındırıyor. Türkiye, İran ile sınır komşusu olması ve enerji ihtiyacının bir kısmını bu ülkeden karşılaması nedeniyle gelişmeleri yakından izliyor. Savaşın bölgeye yayılması, Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlık yaratabilir; ayrıca göç dalgalarını tetikleyebilir. Enerji maliyetlerinin artması, Türkiye ekonomisi üzerinde ek baskı oluşturuyor. Türkiye'nin diplomatik girişimleri, krizin derinleşmesini önlemek açısından önemli; ancak bölgesel aktörler arasındaki dengeyi gözeterek hareket etmesi gerekiyor.