İran uzmanı Afshon Ostovar, War on the Rocks üyelerine özel podcast programı The Iran Reckoning'de, derginin üyelik editörü Kerry Anderson ile birlikte ABD-İran çatışmasının mevcut durumunu masaya yatırdı. İkili, çatışmanın neden kısa sürede çözülemediğini ve İran rejiminin savaş dönemi stratejilerini ele aldı. Programda, taraflar arasındaki gerilimin nasıl bir seyir izlediği ve olası sonuçları tartışıldı.
İran'ın Savaş Düzeni: Direniş ve Baskı
Afshon Ostovar, İran'ın savaş zamanı rejimini analiz ederken, Tahran yönetiminin hem içerde hem de dışarda çok katmanlı bir strateji izlediğini vurguladı. İran, bir yandan bölgesel müttefikleri ve vekil gruplar aracılığıyla dolaylı bir savaş yürütürken, diğer yandan kendi topraklarında olası bir çatışmaya karşı hazırlık yapıyor. Ostovar'a göre, İran'ın bu dönemdeki en belirgin özelliği, ekonomik zorluklara ve uluslararası yaptırımlara rağmen savaş kapasitesini koruma çabası.
İran'ın savaş rejimi, sadece askeri bir yapıdan ibaret değil; aynı zamanda siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutları olan bir sistem. Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) bu sistemin merkezinde yer alıyor. Ostovar, İran'ın savaş düzenini anlamak için ülkenin iç dinamiklerine bakmak gerektiğini belirtiyor. Rejim, savaş koşullarında dahi halk üzerindeki kontrolünü sürdürmek için baskı araçlarını devreye sokuyor. Bu da İran'ın savaş rejimini sadece dış tehditlere karşı değil, iç muhalefete karşı da korunma üzerine kurduğunu gösteriyor.
ABD ile İran arasındaki gerilim, son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izledi. 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan azami baskı politikası, Tahran'ın bölgesel hamlelerini daha da agresif hale getirdi. 2020'de İranlı general Kasım Süleymani'nin ABD tarafından öldürülmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. Ancak o dönemde topyekûn bir savaş patlak vermedi. Ostovar, bunun nedenini İran'ın topyekûn savaştan kaçınma stratejisine bağlıyor. İran, doğrudan bir çatışmada ABD'ye karşı koyamayacağını biliyor ve bu yüzden dolaylı yollarla misilleme yapmayı tercih ediyor.
Çatışmanın Bölgesel ve Küresel Boyutu
ABD-İran çatışması, sadece iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu etkiliyor. İran'ın desteklediği Husi milisleri, Hizbullah ve Irak'taki Şii gruplar, bölgede istikrarı tehdit eden unsurlar olarak öne çıkıyor. Ostovar, bu vekil grupların İran'ın ileri savunma hattını oluşturduğunu belirtiyor. İran, kendi topraklarına gelebilecek bir saldırıyı önlemek için bu grupları bir kalkan olarak kullanıyor. Ancak bu strateji, bölgede tansiyonu sürekli yüksek tutuyor ve zaman zaman doğrudan çatışmalara yol açıyor.
Diğer yandan, İran'ın nükleer programı da çatışmanın merkezinde yer alıyor. İran, nükleer faaliyetlerini barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunsa da, Batılı ülkeler Tahran'ın nükleer silah edinme peşinde olduğunu düşünüyor. Nükleer anlaşmanın çöküşü, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına neden oldu. Bu durum, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde endişe yaratıyor. Ostovar, İran'ın nükleer eşiğe yaklaşmasının, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
ABD'nin İran politikası, yönetimden yönetime değişiklik gösteriyor. Trump döneminde azami baskı ve yaptırımlarla yürütülen politika, Biden yönetiminde diplomasiye dönüş sinyalleri verdi. Ancak İran'ın sert tutumu ve bölgesel saldırganlığı, müzakereleri zorlaştırıyor. Ostovar, iki taraf arasında güven eksikliğinin had safhada olduğunu ve kapsamlı bir anlaşmanın kısa vadede mümkün görünmediğini ifade ediyor. Yine de diplomatik kanalların tamamen kapanmadığını, arka kanallardan bazı temasların sürdüğünü ekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışması, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir dizi riski barındırıyor. Öncelikle, İran ile komşu olan Türkiye, olası bir savaşta en çok etkilenecek ülkelerden biri. Mülteci akını, enerji güvenliği ve ticaret yollarının kesilmesi gibi riskler söz konusu. Ayrıca İran'ın vekil grupları üzerinden yürüttüğü mücadele, Irak ve Suriye'deki istikrarı doğrudan etkiliyor. Türkiye, bu ülkelerdeki PKK/YPG uzantılarıyla mücadele ederken, İran'ın bölgesel hamleleriyle de karşı karşıya. Öte yandan Türkiye, hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Savaş durumunda bu denge politikası sürdürülemez hale gelebilir. Bu nedenle Türkiye, bölgede tansiyonun düşürülmesi ve diplomatik çözüm için aktif rol oynamalı.