ABD ile yaşanan savaşın gölgesinde İran ekonomisi ağır bir darbe alırken, milyonlarca İranlı giderek derinleşen bir geçim krizinin pençesinde. Rial'ın değer kaybı, temel gıda fiyatlarındaki astronomik artış ve işsizliğin tırmanması, ülkede geniş kitlelerin 'sınırlı seçeneklerle' karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bu durum, yalnızca ekonomik bir baskı yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda siyasi istikrarı da tehdit ediyor.
Ekonomik Çöküş ve Günlük Yaşam
Tahran'da yaşayan 45 yaşındaki bir devlet memuru olan Ali Rıza, "Daha önce maaşımız ay sonuna kadar yetiyordu. Şimdi ayın üçünde beşi gibi paramız tükeniyor. Sebze, et, hatta ekmek lüks oldu" diyor. İran'da resmi enflasyon oranı %50'nin üzerinde açıklanırken, bağımsız ekonomistler gerçek oranın %80'i aştığını belirtiyor. Özellikle gıda fiyatları, ABD yaptırımlarının ve savaşın getirdiği tedarik zinciri sorunlarının etkisiyle son bir yılda üç kat arttı. Rial, dolar karşısında rekor düşüşler kaydederken, bankalardaki mevduatlar hızla eriyor.
İran'ın başkenti Tahran'da pazarlarda kuyruklar uzuyor, temel ihtiyaç maddelerini alamayan aileler için sosyal yardım kuruluşları devreye girmek zorunda kalıyor. İşçi sınıfı mahallelerinde lokantalar neredeyse boş; sokak satıcıları bile müşteri bulamıyor. Küçük işletmeler, yüksek maliyetler ve düşen talep nedeniyle kepenk kapatıyor. İran İstatistik Merkezi'ne göre genç işsizliği %25'in üzerinde; ancak uzmanlar, kayıt dışı ekonominin gerçek oranın çok daha yüksek olduğunu gösterdiğini ifade ediyor.
Hükümet, temel gıda maddelerine sübvansiyon sağlamaya çalışıyor ancak bütçe açığı, petrol gelirlerinin düşmesi ve artan askeri harcamalar nedeniyle bu destek yetersiz kalıyor. Yetkililer, "Savaş koşullarında herkes fedakârlık yapmalı" diyerek halka sabır çağrısında bulunuyor. Ancak sosyal medyada hükümetin ekonomi yönetimine yönelik eleştiriler artıyor; #İranEkonomisi ve #GeçimKrizi etiketleri sıkça gündem oluyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
İran'daki ekonomik kriz, yalnızca ülke içinde yankı bulmuyor; tüm bölgeyi etkiliyor. ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar ve askeri gerilim, Basra Körfezi'ndeki petrol taşımacılığını riske atıyor. Dünya Bankası, petrol fiyatlarının artabileceği uyarısında bulunurken, küresel piyasalarda dalgalanmalar yaşanıyor. Türkiye, Irak, Pakistan ve Afganistan gibi komşu ülkeler, İran'daki istikrarsızlığın sınır ötesi yansımalarından endişe ediyor. Göç dalgaları, uyuşturucu kaçakçılığı ve sınır güvenliği sorunları başlıca riskler arasında.
Uzmanlar, İran'daki ekonomik çöküşün siyasi bir patlamaya dönüşebileceği görüşünde. 2019'daki protestolarda hükümet sert bir şekilde bastırmıştı ancak bugünkü krizin daha derin olduğu belirtiliyor. Orta Doğu'da yeni bir çatışma riski, bölge ülkelerini diplomatik çözüm arayışlarına itiyor. Umman ve Katar gibi ülkeler, taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Ancak şu ana kadar ABD ile İran arasında bir diyalog başlatılamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik kriz, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, yaptırımlar nedeniyle zaten düşük seyrediyor; mevcut durum bu ticareti daha da olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir yere sahip olan İran doğal gazı ve petrolü, bu krizden etkilenebilir; bu durum Türkiye'nin enerji güvenliği açısından risk oluşturuyor. Ayrıca, İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin güney sınırında güvenlik tehditlerini artırabilir, göç baskısını yükseltebilir ve bölgesel dengeleri değiştirebilir. Türkiye'nin, komşusundaki bu derin ekonomik çöküşü yakından izlemesi ve olası sıçrama etkilerine karşı hazırlıklı olması gerekiyor. Kriz yönetiminde Türkiye'nin arabuluculuk rolü oynaması iki ülke ilişkileri ve bölgesel istikrar için fırsat sunabilir.