İran konusunda önde gelen uzmanlardan biri olan ve üyelere özel yayınlanan The Iran Reckoning podcast'inin sunucusu Afshon Ostovar, War on the Rocks üyelik editörü Kerry Anderson ile birlikte ABD-İran çatışmasının mevcut durumunu ele aldı. İkilinin sohbeti, çatışmanın neden belirli bir çözüme ulaşmadığını ve İran'ın savaş zamanı rejiminin nasıl işlediğini mercek altına aldı. Ostovar, İran'ın savaş koşullarında nasıl bir yönetim modeli geliştirdiğini ve bunun bölgesel dengeleri nasıl etkilediğini tartıştı.
İran'ın Savaş Dönemi Rejimi Nedir?
İran'ın savaş dönemi rejimi kavramı, İran İslam Cumhuriyeti'nin uzun süredir devam eden dış baskılar, yaptırımlar ve potansiyel askeri çatışma ortamına uyum sağlamak için geliştirdiği yönetim ve güvenlik yapılanmasını ifade ediyor. Afshon Ostovar'a göre bu rejim, yalnızca askeri bir doktrin değil, aynı zamanda ekonomik, siyasi ve toplumsal alanları da kapsayan bir hayatta kalma stratejisi. İran, Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) merkezli bir güvenlik anlayışıyla, olası bir savaşta ülkeyi yönetecek şekilde kurumlarını yeniden yapılandırdı.
Ostovar, İran'ın savaş zamanı rejiminin üç temel sütuna dayandığını belirtiyor: Birincisi, asimetrik savaş kapasitesi ve vekil güçler ağı; ikincisi, ekonomik dirençlilik için geliştirilen "direniş ekonomisi" politikaları; üçüncüsü ise iç güvenlik ve rejim istikrarını korumaya yönelik baskıcı mekanizmalar. Bu üçlü yapı, İran'ın hem dış müdahalelere karşı koymasını hem de içeride kontrolü elden bırakmamasını sağlıyor.
ABD ile İran arasındaki çatışma, son yıllarda özellikle Irak ve Suriye'deki vekil güçler üzerinden vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Ostovar, bu çatışmanın neden sıcak bir savaşa dönüşmediğini ancak aynı zamanda neden tamamen sona ermediğini açıklıyor: Her iki taraf da topyekûn bir savaşın maliyetinden kaçınırken, stratejik çıkarlarını korumak için düşük yoğunluklu çatışmayı sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel enerji güvenliğini etkiliyor. İran'ın nükleer programı, füze kapasitesi ve bölgesel vekil ağı, Suudi Arabistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörleri doğrudan ilgilendiriyor. Ostovar, İran'ın savaş dönemi rejiminin bölgesel yayılmacılıkla iç istikrar arasında hassas bir denge kurduğunu vurguluyor.
Son yıllarda İran, Çin ve Rusya ile ilişkilerini derinleştirerek ABD'nin yaptırımlarını aşmaya çalışıyor. Bu durum, küresel güç dengelerinde yeni bir kutuplaşma yaratıyor. Ostovar'a göre, İran'ın savaş zamanı rejimi, yalnızca askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik manevralarla da şekilleniyor. Özellikle Çin'in İran petrolüne olan ilgisi ve Rusya ile savunma işbirliği, Tahran'ın elini güçlendiriyor.
Ancak bu ittifaklar, İran'ın uluslararası izolasyonunu tamamen kırmış değil. ABD'nin yaptırımları ve askeri varlığı, Körfez'deki gerilimi canlı tutuyor. Ostovar, İran'ın savaş dönemi rejiminin sürdürülebilirliğinin, ekonomik zorluklar ve iç muhalefet karşısında ne kadar dayanıklı olduğuna bağlı olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın savaş dönemi rejimi ve ABD-İran çatışması, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşırken, aynı zamanda ABD'nin bölgesel müttefiki konumunda. İran'a uygulanan yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ticaretini olumsuz etkiliyor. Öte yandan, İran'ın vekil güçleri üzerinden Suriye ve Irak'ta yürüttüğü faaliyetler, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, bir yandan ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, diğer yandan İran ile diplomatik kanalları açık tutarak bölgesel istikrarı korumayı hedefliyor. İran'ın savaş zamanı rejiminin kalıcılığı, Türkiye'nin bölgesel stratejilerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Ayrıca, olası bir sıcak çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ekonomik istikrarı için ciddi riskler barındırıyor.