ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişlik Ofisi (IG) tarafından yayımlanan yeni bir rapor, İran'ın Nisan 2024'te İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği geniş çaplı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının, ABD ordusunun Orta Doğu'daki tıbbi tahliye operasyonlarındaki ciddi zafiyetleri ortaya çıkardığını belgeledi. Rapora göre, bölgedeki ABD kuvvetleri, olası bir çatışma durumunda yaralı askerlerin hızla ve güvenli şekilde tahliye edilmesi için gereken kapasiteden yoksun.
Raporun ayrıntıları: İHA tehdidi ve tıbbi tahliye açmazı
Genel Müfettişlik raporu, İran'ın 13-14 Nisan 2024 gecesi İsrail'e karşı düzenlediği ve 300'den fazla seyir füzesi, balistik füze ve İHA'yı içeren saldırının, ABD merkez komutanlığı (CENTCOM) sorumluluk alanındaki tıbbi tahliye planlamasını doğrudan etkilediğini vurguluyor. Saldırı sırasında ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait savaş gemileri ve bölgedeki hava savunma sistemleri, İsrail'in yanı sıra Ürdün ve Irak'taki ABD üslerini korumak için harekete geçmişti. Ancak raporda, bu tür bir çatışma ortamında yaralı askerlerin tahliyesi için yeterli hava ambulansı, tıbbi tahliye uçağı ve deniz üzerinden tahliye kapasitesinin bulunmadığı ifade ediliyor.
Sağlık personeli ve askeri yetkililer, uzun süredir İHA'ların ABD askerleri arasında daha yüksek kayıplara yol açacağı uyarısında bulunuyordu. Rapora göre, İHA saldırılarına karşı savunma sistemleri geliştirilmiş olsa da, tıbbi tahliye zincirindeki eksiklikler giderilemedi. Özellikle Irak ve Suriye'deki ABD üslerine yönelik İran destekli milislerin İHA saldırıları, 2023 Ekim'inden bu yana aralıklarla devam ediyor ve bu saldırılarda yaralanan askerlerin tahliyesinde gecikmeler yaşandığı bildiriliyor.
Rapor, ABD ordusunun tıbbi tahliye için kullandığı helikopterlerin büyük bölümünün eski olduğunu ve İHA tehdidi nedeniyle gündüz saatlerinde uçuş yapamadığını ortaya koyuyor. Ayrıca, bölgedeki müttefik ülkelerin hava sahalarını kullanma konusundaki isteksizliği, tahliye sürelerini uzatıyor. Örneğin, Irak ve Ürdün, İran'ın olası misillemelerinden çekinerek ABD tıbbi tahliye uçaklarına zaman zaman izin vermekte tereddüt ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'ın İsrail'e yönelik saldırısı, Orta Doğu'da tansiyonu zirveye taşırken, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sorgulayan bir başka boyutu da gün yüzüne çıkardı. Tıbbi tahliye kapasitesindeki yetersizlik, ABD'nin İran ile doğrudan bir çatışmaya girmesi durumunda ağır kayıplar verebileceği endişelerini artırıyor. Zira İran, bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla ABD üslerini hedef alabilecek geniş bir İHA ve füze cephaneliğine sahip.
Rapor, aynı zamanda NATO müttefikleri için de bir uyarı niteliği taşıyor. Avrupa ülkeleri, olası bir Orta Doğu çatışmasında ABD ile birlikte hareket etmeleri halinde benzer tıbbi tahliye sorunlarıyla karşılaşabilir. Özellikle Akdeniz'de konuşlu deniz kuvvetleri, İHA tehdidi altında tıbbi tahliye gemilerini nasıl koruyacakları konusunda hazırlıksız yakalanabilir.
Uzmanlar, İHA teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte sadece ABD'nin değil, tüm modern orduların tıbbi tahliye doktrinlerini gözden geçirmesi gerektiğini belirtiyor. Geleneksel olarak helikopterlerle yapılan tahliyeler, artık düşman İHA'ları için kolay hedef haline gelmiş durumda. Bu nedenle, insansız tıbbi tahliye araçları, yapay zeka destekli triyaj sistemleri ve dağıtılmış tıbbi bakım noktaları gibi yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Orta Doğu'daki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen bir ülke olarak, ABD'nin tıbbi tahliye kapasitesindeki zafiyetleri yakından takip etmeli. Türk Silahlı Kuvvetleri, son yıllarda İHA teknolojisinde önemli atılım yapmış olsa da, benzer bir tehdit altında kendi tıbbi tahliye kabiliyetini gözden geçirmelidir. Suriye ve Irak sınırlarında İHA saldırılarına maruz kalma riski yüksek olan Türkiye, yaralı askerlerin hızlı tahliyesi için yerli ve milli çözümler geliştirmeye odaklanmalı. Ayrıca, NATO müttefikleriyle ortak tatbikatlarda tıbbi tahliye senaryolarına daha fazla ağırlık verilmesi, olası bir bölgesel çatışmada Türkiye'nin elini güçlendirecektir. İran-İsrail geriliminin tırmanması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ekonomik istikrarı için de risk oluşturuyor; bu nedenle diplomatik kanalların açık tutulması kritik önemde.