İran riyali, ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte uygulamaya koyduğu azami baskı politikasının arifesinde tarihi bir rekor kırarak dolar karşısında en düşük seviyesine geriledi. Bu durum, Trump yönetiminin İran'ın nükleer programını durdurmayı hedefleyen yaptırım stratejisi için zayıf bir hedef oluştururken, uzmanlar yaptırımların asıl etkisinin yurt dışındaki uygulama kararlılığına bağlı olduğunu belirtiyor. İran ekonomisi, yıllardır süren yaptırımlar, kötü yönetim ve küresel enflasyonun etkisiyle zaten kırılgan bir yapıda bulunuyor.
Riyalin Çöküşü: Nedenler ve Sonuçlar
İran merkez bankasının resmi verilerine göre, dolar karşısında 1 milyon 50 bin riyal seviyesine gerileyen para birimi, kayıtlara geçen en düşük değeri gördü. Serbest piyasada ise dolar 1 milyon 200 bin riyalin üzerinde işlem görüyor. Bu çöküş, İran'ın enflasyon oranının yüzde 40'ları aşmasına neden olurken, halkın alım gücünü ciddi şekilde erozyona uğrattı. Tahran'da gıda fiyatları son bir yılda yüzde 80'in üzerinde artarken, temel ihtiyaç maddelerine erişim güçleşti.
Uzmanlara göre riyaldeki değer kaybının arkasında yalnızca yaptırımlar değil, aynı zamanda İran'ın iç ekonomik politikalarındaki başarısızlıklar da yatıyor. Devlet bütçesinin büyük bir kısmının petrol gelirlerine bağımlı olması, yaptırımların petrol ihracatını hedef almasıyla birleşince döviz rezervleri eriyor. İran hükümeti, döviz kurunu kontrol altına almak için döviz satışı yapıyor ancak bu önlemler kalıcı çözüm sağlayamıyor. Ayrıca, halkın ve şirketlerin dövize yönelmesi, yerel para birimine olan güveni daha da azaltıyor.
Trump'ın 'D-Day' Senaryosu
Trump'ın ikinci döneminin ilk günlerinde İran'a yönelik 'en yüksek baskı' politikasını yeniden başlatacağı açıklandı. Bu politika, ülkenin petrol ihracatını sıfırlamayı, İran Merkez Bankası'nı hedef almayı ve İran'ın bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteği kesmeyi içeriyor. Ancak uzmanlar, riyalin zaten dip yapmış olmasının yaptırımların caydırıcılığını azaltabileceğini vurguluyor. Ekonomist Farzin Sadeghi, "İran zaten uzun süredir yaptırım altında; yeni yaptırımların etkisi, önceki yıllardaki kadar sert olmayabilir. Artık kaybedilecek daha az şey var" yorumunu yapıyor.
Yaptırımların asıl belirleyicisi, ABD'nin bu yaptırımları üçüncü ülkelerde uygulama kapasitesi olacak. Özellikle Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin İran'dan ham petrol alımına devam edip etmeyeceği kritik önem taşıyor. Trump yönetimi, bu ülkeleri İran'dan petrol almamaları konusunda uyarmaya başladı bile. Ancak Çin'in İran'dan petrol ithalatını sürdürdüğü biliniyor. Bu noktada, yaptırımların delinmesi söz konusu olduğunda ABD'nin nasıl bir yaptırım uygulayacağı belirsizliğini koruyor.
Ayrıca, İran'ın nükleer programı da bir pazarlık kozu olarak masada. Trump, İran'ı müzakere masasına çekmek istiyor; ancak İran liderliği, yaptırımlar altında müzakere etmeye yanaşmıyor. Bu durum, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırabilir. İsrail ile İran arasındaki gerginlik, son dönemde yaşanan füze saldırıları ve karşılıklı restleşmelerle birlikte, bu ekonomik krizin güvenlik boyutunu da beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik kriz ve yaptırımların derinleşmesi, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal eden ülkelerden biri; bu nedenle İran ekonomisinin zayıflaması, enerji arz güvenliğini etkileyebilir. Öte yandan, ABD yaptırımları nedeniyle İran ile ticaret yapan Türk şirketleri yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabilir. Ancak Türkiye, İran ile enerji ticaretini sürdürmek ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmek için diplomatik çaba gösteriyor. Bölgesel istikrar açısından, İran'ın ekonomik çöküşü, göç dalgaları ve sınır güvenliği sorunlarını tetikleyebilir; bu da Türkiye'nin güvenlik politikaları için yeni zorluklar anlamına geliyor.