İran, son dönemde yaşanan bölgesel çatışmalarda gözlemlenen yeni bir taktiksel yaklaşımı kurumsallaştırma yolunda ilerliyor. Tahran yönetimi, özellikle İsrail ile yaşanan gerilimlerde ekonomik altyapıya yönelik saldırıları çatışmanın merkezine yerleştiren bir strateji benimsiyor. Uzmanlara göre bu, İran'ın askeri doktrininde önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Artık sadece askeri hedefler değil, barajlar, enerji santralleri, iletişim kuleleri ve ulaşım ağları gibi kritik altyapı tesisleri de potansiyel hedef haline geliyor. Bu durum, bölgedeki istikrarı daha da kırılgan hale getirirken, çatışmaların yıkıcılığını katlayarak artırma riski taşıyor.
Yeni doktrinin arka planı: Altyapı hedeflemesi nasıl başladı?
İran'ın bu stratejik değişiminin kökleri, son birkaç yılda yaşanan vekalet savaşları ve doğrudan çatışmalara dayanıyor. Özellikle İsrail'in İran'a ait hedeflere düzenlediği saldırılara misilleme olarak, Tahran'ın müttefiki gruplar eliyle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki petrol tesislerine yönelik saldırılar dikkat çekti. Ancak son zamanlarda İran'ın bu taktiği daha sistemli hale getirdiği gözlemleniyor. İranlı yetkililer, kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda, "düşmanın" ekonomik kalkınmasını hedef almanın meşru bir savunma hakkı olduğunu vurguluyor. Bu söylem, İran'ın altyapıyı bir savaş alanı olarak görmeye başladığının açık bir işareti.
Askeri analistler, İran'ın bu hamlesinin arkasında iki temel neden olduğunu belirtiyor. Birincisi, İran'ın geleneksel askeri gücünün sınırlı olması ve asimetrik savaş yöntemlerine ağırlık vermesi. İkincisi ise altyapı saldırılarının yarattığı psikolojik ve ekonomik etkinin, doğrudan askeri başarılardan daha yıkıcı olabilmesi. Tahran, bu yeni doktriniyle sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik savaşın da kilit aktörü olmayı hedefliyor. Bu durum, bölgedeki tüm ülkeleri potansiyel hedef haline getirirken, kriz yönetimini de son derece karmaşık bir hale sokuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar: Kimler risk altında?
İran'ın bu yeni stratejisi, sadece İsrail'i değil, Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm bölgeyi tehdit ediyor. Suudi Arabistan ve BAE'nin yanı sıra, İran'ın nüfuz alanında bulunan Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki kritik altyapı tesisleri de risk altında. Küresel enerji piyasaları, özellikle Hürmüz Boğazı'na yönelik olası bir tehdit karşısında alarmda. Petrol fiyatlarının hassasiyeti göz önüne alındığında, İran'ın altyapı hedeflemesi, küresel ekonomik istikrar için de bir tehdit oluşturuyor. ABD ve Avrupa Birliği, bu yeni doktrini kınarken, bölgedeki müttefiklerinin altyapı koruma kapasitelerini artırmaları için yardım taahhüdünde bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bu yeni doktrini, Türkiye için doğrudan ve dolaylı birçok risk barındırıyor. Türkiye, hem İran'a sınır komşusu olması hem de bölgedeki enerji koridorlarının kilit ülkesi konumunda olması nedeniyle bu gelişmeden etkilenecek. Özellikle Doğu Akdeniz ve Kafkaslar'da enerji altyapısına yönelik olası saldırılar, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin müttefiki olduğu ülkelerin altyapılarının hedef alınması, Ankara'yı diplomatik krizlerin içine çekebilir. İran ile ilişkilerde denge politikası izlemek zorunda olan Türkiye, bu yeni durum karşısında hem askeri hazırlığını artırmalı hem de bölgesel iş birliklerini güçlendirmelidir. NATO üyesi olarak Türkiye'nin, İran'ın bu asimetrik tehdidine karşı ortak savunma mekanizmalarını harekete geçirmesi gerekebilir.