İran ordusu sözcüsü Muhammed Ekraminia, 20 Şubat Cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin askeri doktrininin Haziran 2025 savaşından bu yana giderek önleyici saldırı yönünde kaydığını belirtti. Ekraminia, "Bir Amerikan tehdidiyle karşılaştığımızda kendimizi savunuruz ve uluslararası hukuk önleyici olarak kendimizi savunmamıza izin verir" dedi. Bu açıklama, İran'ın bölgede artan gerilim karşısında savunma stratejisini gözden geçirdiğini gösteriyor.
Askeri Doktrindeki Değişimin Arka Planı
İran'ın askeri doktrinindeki bu değişim, Haziran 2025'te İsrail ile yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından geldi. Bu savaşta İran, İsrail'e yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracı fırlatmış, İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine ve askeri üslerine hava saldırıları düzenlemişti. Savaş, bölgede yeni bir güvenlik denklemi oluşturdu ve İran'ın savunma konseptini sorgulamasına yol açtı.
Ekraminia'nın açıklamaları, İran'ın artık sadece kendi topraklarında savunma yapmakla kalmayıp, tehditleri kaynağında önleme stratejisini benimsediğini gösteriyor. Bu, İran'ın son yıllarda geliştirdiği füze ve insansız hava aracı kapasitesiyle de uyumlu. Tahran, özellikle ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve İsrail'in olası saldırılarını tehdit olarak görüyor.
İran'ın önleyici saldırı doktrini, uluslararası hukukta tartışmalı bir konu. Birleşmiş Milletler Şartı, meşru müdafaa hakkını silahlı saldırıya uğrama durumunda tanırken, önleyici saldırıyı geniş yorumlayan ülkeler var. İran, kendini savunma hakkını BM Şartı'nın 51. maddesine dayandırıyor. Ancak uluslararası hukukçular, önleyici saldırının ancak saldırının yakın ve kaçınılmaz olduğu durumlarda meşru olabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu açıklaması, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik ortamını daha da gerginleştirebilir. ABD, bölgede İran'a karşı sert bir tutum izliyor ve İran'ın nükleer programını sınırlamak için yaptırımları sürdürüyor. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerini vurma tehdidini sık sık dile getiriyor. İran'ın önleyici saldırı doktrini, bu ülkelerle olası bir çatışmada İran'ın ilk hamle yapma ihtimalini artırıyor.
Uzmanlar, İran'ın bu açıklamasının caydırıcılık amacı taşıdığını düşünüyor. Tahran, olası bir saldırıyı önlemek için karşı tarafa maliyet yükleyecek bir kapasiteye sahip olduğunu göstermeye çalışıyor. Ancak bu tür bir doktrin, yanlış hesaplama riskini de beraberinde getiriyor. Bölgede artan gerilim, Katar, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkelerini de endişelendiriyor.
İran'ın askeri doktrinindeki değişim, aynı zamanda ülkenin iç dinamikleriyle de ilgili. İran, ekonomik zorluklar ve iç protestolarla boğuşurken, ordunun ve Devrim Muhafızları'nın rolü artıyor. Bu açıklama, İran'ın uluslararası arenada güçlü bir aktör olduğu mesajını verme çabası olarak da okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın önleyici saldırı doktrinine kayması, Türkiye için önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, İran ile 534 kilometrelik bir sınıra sahip ve bölgede istikrarın korunmasını önceliyor. İran'ın daha agresif bir askeri duruş sergilemesi, sınır güvenliği ve mülteci akını riskini artırabilir. Ayrıca, Türkiye ile İran arasındaki enerji ticareti ve ekonomik ilişkiler, olası bir çatışma ortamında zarar görebilir. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile İran arasında denge gözetirken, bu gelişme Ankara'nın diplomasi alanındaki manevra kabiliyetini zorlaştırabilir. Bölgesel bir savaş çıkması durumunda Türkiye, hem güvenlik hem de ekonomik açıdan olumsuz etkilenecektir.