İranlı üst düzey bir yetkili, ülkenin nükleer tesislerine uluslararası denetim erişiminin ancak Amerika Birleşik Devletleri ile varılacak nihai bir anlaşma kapsamında müzakere edilebileceğini açıkladı. Orta Doğu basınında yer alan haberlere göre, ismi verilmeyen İranlı diplomat, Tahran yönetiminin nükleer programına ilişkin denetimlerin kademeli ve karşılıklı güven tesisine bağlı olduğunu vurguladı. Bu açıklama, İran ile Batılı güçler arasında nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik müzakerelerin hassas bir döneme girdiği bir sırada geldi.
Gelişmenin arka planı
İran'ın nükleer programı, uzun yıllardır uluslararası toplumun başlıca endişe kaynaklarından biri olmuştur. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koyması, Tahran'ı nükleer taahhütlerini kademeli olarak ihlal etmeye yöneltti. İran, uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a kadar yükseltti ve gelişmiş santrifüjler kullanmaya başladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın bazı tesislerinde denetim yapamadığını rapor etmişti.
Son haftalarda İran ile ABD arasında dolaylı görüşmeler yoğunlaştı. İranlı yetkililer, nükleer tesislere erişimin ulusal egemenlik meselesi olduğunu ve ancak tüm yaptırımların kaldırıldığı, kalıcı bir anlaşma kapsamında müzakere edilebileceğini savunuyor. ABD ise anlaşmanın ön koşulu olarak şeffaflık ve denetim talep ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İran'ın nükleer programı, yalnızca ABD ve İsrail için değil, tüm Orta Doğu bölgesi için kritik bir öneme sahip. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer silah kapasitesi geliştirmesinden endişe duyuyor. İsrail ise defalarca İran'a askeri müdahale seçeneğini masada tuttuğunu belirtti. Öte yandan, Rusya ve Çin, İran ile nükleer müzakerelerde arabulucu roller üstleniyor. Bu ülkeler, ABD'nin yaptırımlarını eleştirirken, İran'ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğu mesajını destekliyor. Küresel çapta ise İran nükleer krizi, petrol fiyatları ve enerji güvenliği üzerinde doğrudan etkili. Herhangi bir çatışma, Körfez'den geçen petrol ticaretini sekteye uğratabilir. Diplomatik kaynaklar, anlaşma sağlanamaması halinde bölgesel bir silahlanma yarışının tetiklenebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki nükleer müzakereler, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, İran'la uzun bir kara sınırını paylaşıyor ve iki ülke arasında enerji ticareti önemli bir yer tutuyor. Nükleer krizin tırmanması, sınır güvenliğini tehdit edebilir ve bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Ayrıca, müzakerelerin sonucu olarak yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin İran ile ticaretini ve enerji ithalatını olumlu etkileyebilir. Ancak anlaşma sağlanamazsa, Türkiye, ABD yaptırımları ile İran arasında sıkışabilir. Ankara, nükleer konuda şeffaflık çağrılarını desteklerken, diyalog yoluyla çözümden yana bir pozisyon benimsiyor. Bölgesel güvenlik dengeleri açısından, Türkiye'nin İran'ın olası nükleer silah kapasitesine karşı dikkatli olması gerekiyor.