İran'ın nükleer faaliyetlerindeki son gelişmeler ve Husi saldırılarının yeniden yoğunlaşması, ABD'nin Orta Doğu'daki istikrar stratejisini zora sokuyor. Bloomberg This Weekend programına konuk olan Dış İlişkiler Konseyi (CFR) kıdemli üyesi Ray Takeyh, Husilerin saldırılarının ABD'nin bölgesel petrol akışını güvence altına alma politikasına ciddi bir darbe vurduğunu ve grubun İran ile daha sıkı bir koordinasyon içinde olabileceğini belirtti. Takeyh, bu durumun Tahran'ın nükleer programındaki ilerlemeyle birleştiğinde bölgesel gerilimi daha da artırdığını vurguladı.
Nükleer Program ve Bölgesel Gerilim
İran'ın nükleer programı, 2015'te imzalanan ve 2018'de ABD'nin çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) sonrasında belirsizliğini koruyor. Son dönemde uranyum zenginleştirme seviyesinin %60'a kadar çıkarılması, uluslararası toplumun endişelerini artırdı. Uzmanlar, bu seviyenin silah üretimi için gereken %90'a çok yakın olduğunu hatırlatıyor. İran, programının barışçıl olduğunu savunsa da, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerin kısıtlandığını rapor ediyor.
Takeyh, programda "endişe verici bir eğilim" olduğunu ve Tahran'ın bölgesel vekil grupları aracılığıyla baskı unsuru oluşturduğunu ifade etti. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, İran'ın Yemen üzerinden Suudi Arabistan ve ABD çıkarlarını hedef alma kapasitesini gösteriyor. Bu saldırılar, küresel petrol ticaretinin %12'sinin geçtiği Bab el-Mendeb Boğazı'nı tehdit ederek enerji fiyatlarını dalgalandırıyor.
ABD Stratejisi ve Bölgesel Aktörler
ABD, İran'ın nükleer programını sınırlamak ve bölgesel saldırganlığını caydırmak için hem yaptırımları hem de askeri varlığını kullanıyor. Ancak Husilerin insansız hava araçları ve balistik füzelerle donatılması, Washington'un denklemdeki kontrolünü zayıflatıyor. Takeyh, Husilerin son saldırılarının "ABD stratejisi için önemli bir gerileme" olduğunu ve İran'ın bu grupla koordinasyonunu artırdığını söyledi.
Diğer yandan, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası askeri müdahale tehdidi masada. Bölgede artan tansiyon, petrol fiyatlarını yukarı yönlü baskılıyor. Brent petrol, son haftalarda varil başına 90 doların üzerine çıkarak piyasaları tedirgin etti. Uzmanlar, İran'ın nükleer eşiği aşması durumunda Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışının başlayabileceği uyarısında bulunuyor.
Diplomatik çözüm arayışları ise tıkandı. Avrupa Birliği ve Çin, taraflar arasında arabuluculuk çabalarını sürdürse de, ABD ve İran arasındaki güvensizlik ortamı müzakere zeminini zayıflatıyor. İran'ın Rusya ile askeri işbirliğini derinleştirmesi, Batı'nın Tahran'a yönelik baskısını daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programındaki ilerleme ve Husilerin saldırıları, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılayan bir ülke olarak, bölgesel istikrarsızlıktan en çok etkilenecek aktörlerden biri. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin doğu sınırında güvenlik risklerini artırabilir ve enerji arzında kesintilere yol açabilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki gerilim, Türkiye'nin deniz ticaret yollarını ve ihracatını olumsuz etkileyebilir. Ankara, diplomasiye öncelik vererek taraflar arasında denge gözetmeye çalışsa da, İran'ın nükleer eşiği aşması durumunda bölgesel dengelerin tamamen değişeceği ve Türkiye'nin de bu yeni güvenlik mimarisine uyum sağlamak zorunda kalacağı öngörülüyor.